"Evet, geride kalmıştı hepsi, kadeh içilip boşaltılmış, onu
yeniden dolduran çıkmamıştı. Yazıklanılacak bir şey yoktu,
geçip gitmiş hiçbir şeye yazıklanmamak gerekiyordu.
Yazıklanılacak tek şey şimdi'ydi, bugün'dü, yitirdiğim, sadece
edilgen bir tutumla katlandığım, bana ne armağanlar sunmuş,
ne beni fazla sarsmış bu sayısız saatler ve günlerdi."
"Bu acımasızlıklargerçekte acımasızlık değildir. Ortaçağ'ın bir insanı bizim
bugünkü yaşam üslubumuzu bambaşka açıdan değerlendirir,
tümüyle acımasız, dehşet verici ve barbarca görüp aşağılardı!
Her çağ, her uygarlık, her gelenek ve görenek kendine özgü
bir üslubu içerir, kendisine yaraşır incelikleri ve sertlikleri,
güzellikleri ve acımasızlıkları barındırır kendisinde, kimi
acıları pek doğal karşılar, kimi kötülükleri sabırla sineye
çeker. Ne zaman ki iki çağ, iki uygarlık ve iki din birbiriyle
kesişirse, işte o zaman insan yaşamı gerçek bir acıya, gerçek
bir cehenneme dönüşür. Ortaçağ'da yaşayacak antik dünyanın
insanı havasızlıktan içler acısı bir şekilde boğulup giderdi,
bizim uygarlık ortamında bir ilkelin havasızlıktan boğulup
gideceği gibi tıpkı. Öyle çağlar vardır ki, bütün bir kuşağın
insanları iki çağ, iki ayrı yaşam üslubu arasında sıkışıp kalır,
her türlü doğallık, her türlü gelenek ve görenek, her türlü
korunmuşluk ve suçsuzluk duygusu çıkıp gider elden.
Kuşkusuz herkes bunun aynı ölçüde ayrımına varamaz.
Nietzsche gibi biri bugünkü sefaleti bir kuşaktan çok daha
fazla süre önce yaşamak zorunda kaldı; onun tek başına, hiç
anlaşılmadan yaşadığını bugün binlerce insan yaşamakta."
"İnsanların büyük çoğunluğu
yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemez.' Ne anlamlı bir söz,
değil mi? Yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak
için yaratılmışlar, suda değil. Ve düşünmek istememeleri de
doğal, çünkü yaşamak için yaratılmışlar, düşünmek için değil!
Evet, kim düşünürse, kim düşünmeyi kendisi için temel uğraş
yaparsa, bunda ileri bir noktaya ulaşabilir; ne var ki, karayla
suyu değiş tokuş etmiştir böyle biri ve bir gün gelir suda
boğulur."