Kitap yığdım, hata etmişim; kitap edilmediği marifet sanmışım.” Aradığım şu kitabı bulmazsam(“yaşayamam” der gibi) işimi yapamam” demenin abartı olduğunu sanıyorum. Hiçbir kitap her güçlüğü çözmeyecektir. Tamam.
Uzun zamandır okuduğum kitaplar hakkında konuşmayınca nasıl giriş yapacağımı bilemedim. Masalımsı ve yer yer ütopik bir kitap okuduğumu düşünüyorum. Bir süre kitabın içeriğine adapte olmaya çalışırken bir bakmışım Natsuki Kitabevi’nin içinde kitapları inceleyerek olanları izlerken buldum kendimi. Ben de katılmasam yolculuğa biliyorsunuz olmaz. Eksik kalmamam lazım.( Çok bilir bir arkadaşım hep böyle der bana ondan da eksik kalma emi kalmayayım canım durum şartlar el veriyorken niye kalalım) Ardından kitabevinin içinde kitapları incelerken okumam gereken kitaplar önüme çıktı hemen not ettim onları da. Sonra karakterlerin çıktığı ütopik yolculukta onlara yolculuk ettim. Yolculuk güzeldi ama yolculukta hedeflenen şeylerin hemen olması da canımı sıktı. Gerçek hayatla bağdaştırmadım ki böyle olunca... Tabi büyün bu yolculuğun kahramanımız olan kedimizi unutmamak lazım. Çok bir çetin kendisi. Gelmişken kediler hakkında da bilgiler verseymiş çok hoş olurmuştu bence. Kitaptaki her yolculuk kitaplar için bizim okuduğumuzsa bizim içimizdeki kitapların yolculuğu... Hangisi daha çok sahici? Altını çizdiğim çoğu yer beni düşündürdü ya da sevindirdi. Kitapları okumanın sadece o andaki keyiften başka şeyler de kattığını çoğumuz biliyoruz evet ama okuduğumuz kitapları o bildiğimiz şeyleri( ya da bildiğimiz sandığımız şeyleri) dizerek bir gösteriş mi yapıyoruz, yoksa vazgeçemiyor muyuz( bağlandığımız şeyden kopmak zor olsa gerek), yoksa kitapları geçilmez duvarlarımız mı yapıyoruz? Okuduğum şeyi anlatmaktan çok etkilendiğim ve üstüne düşündüğüm yerler hakkında konuşmayı daha çok seviyorum. Bu arada çeviri yapan kişinin de Murakami’nin de çevirmeni olduğunu gözümden kaçırmadım.