Bize çoğu zaman ihtiyaçlarımızın sonsuz olduğu söylenir. Oysa insanların ihtiyaçları değil arzuları sonsuzdur. Arzuları ihtiyaç olarak kodlayan, tüketim ekonomisini esas alan kapitalizmdir. Daha fazla seçenek, daha fazla tüketim anlamına geldiği için özgürlük, seçme hürriyeti olarak tanımlanır. Amaç, insanı özgürleştirmek değil, bir tüketici olarak her alışverişten sonra yeniden icat etmektir.
Kelimelerin kifayet etmediği yerde başka anlam taşıyıcıları devreye girer: duygular, renkler, tatlar, tınılar, hâller, sesler, sessizlik ve sükût... Burada dilin kıyısına geliriz ama mana ve hakikat denizi büyümeye ve derinleşmeye devam eder. Kelimelerle ifade edilemeyen hakikatler varlıklarını daha yoğun, derin ve şiddetli bir şekilde hissettirmeye başlarlar. Sahilde dolaşmayı bırakıp derinlere dalmayı göze alanlar, kelimeler olmadan konuşmanın sırrını da çözmeye başlarlar.
Şehirlilerin rahatlık, refah ve lüks merakı onları her tür krize, darboğaza ve saldırıya karşı açık ve korumasız hâle getirir. Bilim, düşünce, sanat, mimari şehirde gelişir ve rafine hâle gelir. Ama bu unsurların üzerinde yükselen medeniyetin bedeli, insanın otantik bir var olma hâlinden uzaklaşması ve kendine yapay bir dünya kurmasıdır.