Saatlerce boş boş konuşalım sen anlat konuş ben seni izleyeyim. Yüzünün her kıvrımını. Gülümserken dudaklarının kıvrımını. Durup düşünmeni. İç çekişini. Sonra gözlerimin içine bakıp “öyle işte” demeni. Ben içimde sana romanlar yazarken. Sadece gülümseyerek cevap veririm sana.
Sabahın erken saatlerinde caddeye çıkıp soğuk rüzgarı tenimde hissederek yürümeye devam ettim. Caddede sadece sokak köpekleri ve börekçiler uyanmıştı. İnsanlık uyanmayı bekliyordu hala.
Bir tek kişi için tüm insanlığı cezalandırıyordu. Kendisini de hesaba kattığının farkında değildi. Yazık, şimdi tüm insanlık için mi yoksa kendisi için mi üzüleceğiz.
Her zaman, her yerde en tuhaf azapları ben çekiyordum. Hayallerime sokulan, kuvvetlerimi darmadağın eden ufak tefek, anlamsız rastlantıların, sefil ayrıntıların baskısına uğramaksızın, bir başıma, ne bir park kanepesinde oturabiliyor, ne de bir tarafa gidebiliyordum.