"Onur..." derken çaresizce diz çöktü, "Sevgilim... buradasın biliyorum... ama neredesin?"
Bu sözler, çaresizliğin kelimelere dökülmüş haliydi. Zeynep artık tükenmişliğin zirvesini yaşıyordu. Yere çöküp kaldığı bu kalabalığın ortasında tüm gözler onun üzerindeydi, ama onun gözleri tek bir çift gözü arıyordu.
"Ben sana köpek gibi aşıkmışım." diye mırıldandı titreyen dudaklarıyla nefes nefese, sonra devam etti. "Söz konusu ben oldum. Sustum, ne olacaksa olsun diye bekledim. Kimseye karşı koymadım, koyamadım. Ama yanlış kişiyi seçtiler Zeynep..." Zeynep Onur'a baygın gözlerle bakarken Onur son bir cümle kurdu. "Şimdi söz konusu sensin... Ve ben tüm dünyayı karşıma alacağım."
Kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. İnsanlar yağmur altında kalmayı sevmiyorlardı. Oysa hayat böyle yaşanmazdı, buna yaşamak denmezdi. Güneş yakmıyorsa sizi, yağmur ıslatmıyorsa, rüzgâr üşütmüyorsa buna yaşamak denir miydi... Denmezdi.