"Gece ve ay ne kadar birbirine bağlıysa gündüz ve güneş de öyle. Gündüz aydınlıktır ve her aydınlığın kaynağı güneştir. Ayın aydınlığının kaynağı bile güneştir, güneş ve gündüzün aşkı öyle büyüktür ki belki onlar olmasa gece ve ay asla kavuşamayacaktır... Güneş sönse, ay devam edebilir mi parlamaya? Güneş olmasa... gece görebilir mi aşık olduğu ayı? Gündüz güneşe muhtaç, gece aya, ay güneşe... En büyük aşklar başka aşklara da ilham olur derler. Güneşin gündüzü aydınlatması, sizce de ilham olmuyor mu ayın geceyi aydınlatama çabasına?"
Gözlerimi kıstım, tam o sırada Onur'un dudakları aralandı.
"Gece ve ay..." diye mırıldandığında tüm salon sessizliğe büründü, herkes pür dikkat onu dinlemeye başladı.
"Biri karanlık, biri aydınlık. Biri hep orada, birinin belli saatleri var. Ve biri olmadan biri asla görünemiyor. Ay geceye muhtaç, eğer gece olmazsa kimse onun varlığından bile haberdar olmaz. Ama gece yüce, kutsal ve büyük. Gece ay olmasa bile herkes tarafından fark ediliyor ama buna rağmen gece, ayın kendisinde olmasına, karanlığını bölmesine izin veriyor. Çünkü gece aya aşık, insanlar da böyle, kendilerine muhtaç olan insanlara aşık oluyorlar. Gecenin sadece karanlığa ihtiyacı var, ayışığına değil... Ama ay öyle değil, ay geceye muhtaç, gece ise ona aşık..."