Ne yaşarsak yaşayalım ölme vaktimiz gelmediği sürece hayatımıza devam etmek zorunda kalıyoruz; hayatın bize en büyük cezası bu. İnsan, ardında birilerini bıraktıktan sonra önüne bakamak istemiyor. Sanki hayatımın beni geleceğime götürdüğü yolda yürüyorum ama başım arkaya dönük, gözlerim geçmişimde. Neden gözlerimiz önümüze bakamıyor, neden gözlerimiz hep ardımızda bıraktıklarımızda kalıyor?
Bir şarkı çalıyor beynimin içinde, durumumuzu özetliyor. "Emin adımlarla terk ettim enkaz bölgesini..." diyor şarkı. Bir adım atıyorum aynaya doğru, başımı sallıyorum. Evet diyorum, enkaz bölgesini terk ediyorum. Bitti artık, bir depreme yakalandık sanki, enkaz altında kaldık. Bir savaşın ortasında kaldık, düşman safları üzerimize yıktı şehrimizi, bir kasırga aldı götürdü bedenlerimizi oradan oraya, gelmemek üzere gittik, kurtulmamak üzere savrulduk, yeniden doğmamak üzere öldük sandık. Oysa enkaz kalktı, savaş bitti, kasırga söndü, biz kurtulduk, öldük sandık ama yeniden doğduk.
Gözlerimi kıstım, tam o sırada Onur'un dudakları aralandı.
"Gece ve ay..." diye mırıldandığında tüm salon sessizliğe büründü, herkes pür dikkat onu dinlemeye başladı.
"Biri karanlık, biri aydınlık. Biri hep orada, birinin belli saatleri var. Ve biri olmadan biri asla görünemiyor. Ay geceye muhtaç, eğer gece olmazsa kimse onun varlığından bile haberdar olmaz. Ama gece yüce, kutsal ve büyük. Gece ay olmasa bile herkes tarafından fark ediliyor ama buna rağmen gece, ayın kendisinde olmasına, karanlığını bölmesine izin veriyor. Çünkü gece aya aşık, insanlar da böyle, kendilerine muhtaç olan insanlara aşık oluyorlar. Gecenin sadece karanlığa ihtiyacı var, ayışığına değil... Ama ay öyle değil, ay geceye muhtaç, gece ise ona aşık..."
"Gece ve ay ne kadar birbirine bağlıysa gündüz ve güneş de öyle. Gündüz aydınlıktır ve her aydınlığın kaynağı güneştir. Ayın aydınlığının kaynağı bile güneştir, güneş ve gündüzün aşkı öyle büyüktür ki belki onlar olmasa gece ve ay asla kavuşamayacaktır... Güneş sönse, ay devam edebilir mi parlamaya? Güneş olmasa... gece görebilir mi aşık olduğu ayı? Gündüz güneşe muhtaç, gece aya, ay güneşe... En büyük aşklar başka aşklara da ilham olur derler. Güneşin gündüzü aydınlatması, sizce de ilham olmuyor mu ayın geceyi aydınlatama çabasına?"
"Evet Onur! Aşık oldun diyelim... Ne yazardın o duvara?
"Sadece gece görülebilecek bir yazı yazacağımı düşünüyorum, buna göre ne yazabileceğimi gayet iyi biliyorum. Ben geceyi ikiye bölerim hep, insanlar cama balkona çıktıklarında izleyecekleri iki seçenek vardır. Ya geceyi, karanlığı ya da ayı, yani aydınlığı izleyeceklerdir. Gece ikiye ayrılır. Biri gecedir, evet. Ama diğeri aydır. Biri karanlıktır, biri aydınlık. Bu yüzden madem aşık olmuşum, ben geceyi ikimize paylaştırmayı isterdim. Karanlığı sevmeyen birine aşık olabileceğimi sanmıyorum. Karanlık, aydınlıktan çok daha güzel. Sırf o karanlığı sevsin diye aydınlığı almaya razı olurdum. Duvarına bir ay resmi çizerim, sonra aklıma gelen ilk şarkı sözünü yazardım, 'Ay benim... Gece senin...' Sonra ışıkları kapatır çıkardım."