Gece'yi gündüze çevirmek değildi niyetimiz, biz karanlıkta yaşamayı kabullenenlerdik, çünkü biliyorduk ki karanlık aydınlıktan daha parlak olabiliyordu bazen. "Hadi," diyordum hayatıma tam o an, "Karart bizi ki kimse görmesin..."
Rüzgâr söner, ateş diner, sular çekilir, boşluk daralır ve yokluk bile yok olabilir bazen. Bazı şeyler zaman alır ve zaman da bazı şeyleri alır bizden. Yok demek var demektir ve var demek yok demektir bazen. Hiçbir şeyin her şeyin olabilir, hiçlikten birçok şey dünyaya gelebilir bazen. Güneşin doğmasını beklerken akşam olabilir bir anda ve akşam vakti güneş doğabilir hiç beklemediğin bir anda.
Hayat bir gölge gibi; her adımımızda tepemizden yükselip bizi karanlıkta bırakan ama aynı zamanda da güneşten koruyan. Ömrüm boyunca yaşadıklarımın beni nereye sürüklediğini anlamaya çalıştım. Hâlâ anlamış değilim. Karanlığa mı sürükleniyorum yoksa beni güneşten koruyacak bir gölgeye mi?
Herkesin gözü uzaklarda bir yerlere daldı, benim gözüm onun gözlerine daldı. Öyle bir bağ vardı ki aramızda, belki bu bağın sebebini bile açıklayamıyorduk birbirimize ve bu bağın gücünü sadece o ve ben anlayabiliyorduk. Bütün dünya sokağa dökülse, biz birbirimizi kaybetsek bile, her yer yanıp yıkılsa bile sanki gözlerim milyonlarca insan arasında yine onun gözlerini bulurdu. Ne olursa olsun göz göze gelirdik, yaşanabilecek hiçbir felaket bizim göz göze gelmemize engel olamazdı.