O gün bana "Sinemaya gidelim mi?" diye sordu. Kilometrelerce öteden, şehirlerce, denizlerce uzağımdan... Yanımdaki insanlar görmezken beni, o bana imkansız olduğunu bile bile "Sinemaya gidelim mi?" dedi...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir şövalye, aştığı dağların ardında atıyla ilerliyordu. Ta ki yedi dağ ötede gökyüzünden düşen bir yıldız görene kadar. Şöyle düşündü şövalye, "Yıldızlar neden hiç dibime düşmez ey göklerin koruyucusu, söyle bana; güzel olan her şey uzakta mıdır?"
Yol uzun, güneş sıcak, ay uzakmış...
Başını kaldırmış şövalye, " Ne garip," demiş, "aradığım yıldız, yolumu aydınlatan güneş... Ne garip, gece olacak. Aradığım hâlâ yıldız, yolumu aydınlatan ay." İçini çekmiş. "Ey güneş," demiş, "ey ay... Sen olsaydın aradığım, düşer miydin yedi dağ öteye? Yoksa kavuşmak olur muydu senin gökyüzünde doğuşun. Söyle bana, kavuşmak dokunmadan olur mu? Her dokunan kavuşur mu?"
Fırtına dinmiş, sular çekilmiş, güneş açmış, kurumuş şövalye. "Bu hep böyledir," diye düşünmüş, "fırtına gelir, fırtına diner. Sular gelir, sular gider. Güneş batar, güneş açar." Hayatımızın da fırtınası bir gün diner, elbet bir gün güneş açar, elbet bir gün kurur içimiz.