B.P

B.P
@Busraduman
🌑 Kabalığın Normalleştiği Ülke Bir toplum düşün; kuralları değil, keyfiyetleri belirliyor düzeni. Sesini yükselten kazanıyor, sabırlı olan kaybediyor. Ve bu, artık kimseye garip gelmiyor. Kabalık bulaşıcı bir hastalık gibi yayıldı. Birinin hoyrat davranışı, diğerinin sınırlarını aşma cesareti oluyor. Sonra buna “insanlık hali” deniyor — oysa o hal, insanlıktan epey uzakta. Gelişmişlik dediğin şey; tabelalarda, binalarda değil, birinin diğerine yol verişinde gizlidir. Ama biz, yol vermeyi unutalı çok oldu. Şimdi herkes direksiyonda, ama kimse nereye gittiğini bilmiyor.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sessiz Yankılar Bir vitrin gibi parlıyor artık hayatlar. Işığın değdiği yerde mutluluk var sanılıyor, ama gölgede kalan tarafların sesi kısılmış çoktan. Kimse gerçekten yaşıyor gibi değil; sadece izleniyor gibi. Gözler, başkalarının gözlerinde anlam arıyor. Kendini hissetmek için başkalarının dokunuşuna değil, baş parmaklarının ekran kaydırışına muhtaç zihinler dolaşıyor ortalıkta. Bir kalp işaretiyle ölçülüyor duygular, bir yorumla tartılıyor varlıklar. Kelimeler, samimiyetin yerini çoktan süslenmiş cümlelere bırakmış. Gülüşler doğal değil; her biri “yakalanmış” bir anın provasından ibaret. Ve herkes o anı yaşarken bile nasıl göründüğünü düşünmekle meşgul. Bir sessizlik var artık aramızda… Ama bu sessizlik huzurdan değil, hiç kimsenin gerçekten konuşmadığı bir gürültüden doğuyor. Belki de en acısı şu: Kendini anlatmaya çalışan onca yüz, çoktan kendini kaybetmiş. Ve herkesin birbirine gösterdiği maskeler, artık yüzlerden daha gerçek.
İnsanın varoluşu, uçurumla zirve arasında gerilen ince bir ip gibidir. Bir tarafı arzuların, ihtirasların ve bencilliğin ağırlığına eğilir; diğer tarafı ise anlam, bilgelik ve dinginliğe uzanır. İpi koparmadan yürüyebilmek, insanın en eski ve en zor yolculuğudur. Öz, her insanda saklıdır fakat herkes onu işitemez. Gürültünün içinde, kıyasların ve hırsların gölgesinde özün sesi kısılır. Oysa insan, kendine dönebildiğinde anlar ki denge; dışarıda aranan değil, içeride kurulması gereken bir düzendir. Varoluşun özü, tam da bu dengeye tutunmakta yatar. Bencilliği aşmadan, kıskançlığın zehrini susturmadan ve cahilliğin karanlığını delmeden, özün berraklığına ulaşılamaz. İnsan kendini kandırabilir, başkasını aldatabilir, ama kendi dengesizliğinin yükünü her zaman taşır. Hakikati arayan için insanlık; başkasını alt etmek değil, kendi benliğini aşabilmektir. Çünkü gerçek olgunluk, gövdenin değil, özün olgunluğudur. Ve belki de insanı ayakta tutan en büyük sır şudur: dengeyi korumak, özü diri tutmaktır.
Benliğin Sessiz Çatışması İnsanın özünde taşıdığı en büyük muamma, kendi varlığını anlamlandırma çabasıdır. Fakat çoğu, bu çabanın yükünü taşıyamaz; benliğin dar sınırlarına sıkışarak bencilliği yüceltir. Böylece insanlık, içten içe çürüyen bir meyveye döner. Cahillik, burada yalnızca bilgisizlik değil, aynı zamanda görmemeyi seçmenin karanlığıdır. İnsan, hakikati bilmezden gelerek kendini avutmayı tercih eder. Başkasının iyiliğini hasetle gölgelemeye çalışır, çünkü kıyasla var olduğunu zanneder. Oysa kıyas, ruhun en büyük yoksulluğudur. Kıskançlık, benliğin kendine karşı açtığı en ince savaştır. Dışarıdan başkasına yönelmiş gibi görünse de, aslında insanın kendi eksiklikleriyle yüzleşemeyişinin bir yansımasıdır. O yüzleşme ertelendikçe, insanlık sessizce aşınır. Gerçek insanlık ise, bu yükleri taşımayı bilenlerin payına düşer. Bencilliği aşmak, cahilliğin zincirlerini kırmak ve kıskançlığın zehrini susturmak… Bu, sıradan bir ahlak meselesi değil; varoluşun kendisini idrak etme kudretidir. Zira hakiki insanlık, başkasının varlığına tahammül etmek değil, o varlığın ışığını kendi yolculuğuna katabilmektir.

Ayşeee

@aloha_mua
·
"Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez."
Sayfa 84
1000Kitap