Gösterdiği yerde, tam arkamızda, artık çok iyi tanıdığımız ölümcül oklardan biri vardı. Biz ateş ettiğimiz sırada hızla ikimizin arasından geçmiş olmalıydı. Holmes gülümseyip kendine özgü umursamaz tavrıyla omuzlarını silktiyse de, itiraf edeyim, o gece ne kadar korkunç bir ölümün yanı başımızdan geçtiğini düşünmek beni çok rahatsız etmişti.
“Benim yöntemimle düşünmüyorsunuz,” dedi başını sallayarak. “Sana kaç defa söyledim, şayet imkansızı elersen geriye kalan ne kadar inanılmaz gözükürse gözüksün gerçektir...”
Daima yapabildiğinin en iyisini yap, herkese uygun bir anlaşma. En iyisi, zaten yapabileceğiniz tek şey. Ve en iyi bazen yüzde seksen, bazen yüzde yirmi vermek anlamına gelmez. Sürekli yüzde yüz verirsiniz; niyetiniz budur. Sadece "en iyi"niz sürekli değişir. Bir andan ötekine, asla aynı olmazsınız. Canlısınız, devamlı değişiyorsunuz. En iyisi diye nitelendirip yaptığınız da bir andan diğerine değişir.
Varsayımda bulunmadığımızda, dikkatimizi neyin hakikat olduğuna dair düşüncemize değil, hakikate odaklayabiliriz. O zaman hayatı görmek istediğimiz gibi değil, olduğu gibi görürüz. İleride göreceğimiz gibi, kendi varsayımlarımıza inanmadığımızda, inancımızın onlara yatırdığımız gücü bize geri döner. Varsayımlara bağladığımız tüm o enerjiyi geri kazandığımızda, onu yeni bir düşü, şahsi cennetimizi yaratmakta kullanabiliriz. Varsayımda bulunmayın!