Şeker Portakalı’nı hala okumayan var mıdır bilmiyorum. Eğer kitabı okumamış olan var ise en başında söylüyorum okuma listenizin başına ekleyeceğiniz bir kitap zaman kaybetmeden okuyun.
Yoksul bir ailenin çocuğu olan Zezé’nin yaşamını okuyoruz. O kadar masum ve o kadar akıllı ki Zezé, kitabı okurken sanki Zezé’nin yanıbaşındaymışsınız gibi hissediyorsunuz. Akıllı olduğu kadar da kurnaz ve yaramaz tabii ki. Ailesi ve komşuları tarafından sürekli azarlanan dayak yiyen bir çocuk. Onun dayak yediği anlarda satırları okurken sanki o acıyı ben hissediyordum. Kitabın içine girip ona karşı el uzatan herkesin elini tutmak istedim. Yüzlerce hatta binlerce, on binlerce övgü almış, beğenilmiş bir kitap hakkında diğerlerinden farklı olarak ne söyleyebilirim hiç bilmiyorum. Kitabı bitirdiğimde gözlerim dolmuş bir şekilde boş boş etrafa baktım sadece. Zezé’nin yaşadıklarını okurken etkilenmemek elde değil. Böyle bir çocuğun düşüncelerini okuyabilmek, bakış açısından bakmaya çalışmak, dünyasını algılayabilmek için çabalamak muhteşem bir şey.
Ah Zezé; 5 yaşındaki dünyana neler sığdırdın? Senin için nasıl görünüyordu yaşamak, nasıl bir şeydi sevmek, ne kadar heyecan vericiydi noel hediyesi alabilmek, ne kadar huzur vericiydi hiç dayak yemeden uyuyabilmek, ne umut vericiydi hayallerin...