halkın zeka açısından uyuşuk bir durumda olmasına, içinde bulunduğu sefalete, ayyaşlık ve fakirliğe, hukuksuzluğa, kaba cehalete ve gerek maddi gerekse de manevi açıdan kötü bir hayat sürmesine aldırmadan, bunu olağan bir durummuş gibi kabullenmesine içerliyordu.
aydın olmak gösterişli bir kıyafet giymek yahut kolalı bir yaka ve modaya göre bir şapkayla dolaşmak değildir. aydınlar halkın beynidir. halk bizi eğitimimiz bittikten sonra iyi maaşlı bir işe girerek, akşamları lokantalarda oturmak veya sözde ‘okuma salonlarında’ kağıt veya domino oynamak için yetiştirmedi. bu hayatı yaşayanlar aydın değil, aydın süprüntüleridir. aydın olarak sizlerin vazifesi halkın zekasını, vicdanını, irade ve enerjisini uyandırmak ve harekete geçirmektir. halkın düşünme yeteneğini canlandırmak işçileri, köylüleri ve toplumun alt kesimlerini daha iyi bir hayat kurmak için ne yapmaları gerektiği konusunda eğitmek-sizin göreviniz budur.
her halkın içinden hem büyük şahsiyetler hem de aşağılık insanlar çıkabilmektedir. bunlardan hangisinin iktidara geleceğini belirleyen temel etken halk kitlelerine hakim olan ruh halidir. halkın sahip olduğu değerler nelerdir? zekası, iradesi ve vicdanı gelişmekte midir yoksa zehirli otlar sarmış gibi, çürüyerek yok mu olmaktadır? veya zavallı, utanç verici bir mevcudiyet için mi sarf edilmektedir?