Benim için evler birer tiyatro sahnesidir; anneler, babalar, büyükanne ya da büyükbabalar, çocuklar, akrabalar, bu sahnede, doğanın sınır koyduğu bir "zaman" içinde, sürekli gösteri yapıp oyuncaklar gibi devinir dururlar.
Camiden çıkıp eve giderken,
-Arapça biliyor musun da, imamın dediklerine ağladın dede? diye sormuştum.
-Ne imam Arapça biliyor ne de ben... demişti.
-Öyleyse niye ağladın?
-Hiç ağlanmaz olur mu? İmam nasıl okuyordu, duymadın mı? Kim bilir, ne acıklı, ne güzel şeyler söylüyordur!
Dedem, imamın sesini hatırlayıp yeniden ağlamaya başlamıştı. Benim de gözlerim sulanmıştı. Oysa imam, belki de çok sevindirici bir dua okumuştu.
"Eşeğin konuşması, insanın yük taşıması normal değildir. Ama bazı insanlar eşeğin konuşmasına büyük hayranlık duyarlar. Oysa eşeğin yük taşıması, insanın da konuşması doğru olandır."
Babam,
-Yani ne demek bu? dedi.
-Yani, dedim, çocuk çocuk olursa normaldir, büyük olursa değil...