Gece yarısı uyanmak hayata parantez açmak gibidir. Her şey durmuştur ,zaman durmuştur ,işler durmuştur, bütün oyunlar durmuştur. Hiçbir şey kaçırmayacağını, hiçbir şeyden geri kalmayacağını bilerek bunun rahatlığı içinde sakin ve telaştan uzak düşünürsün. Bu bazen keyiflidir aşıksan ve sevdiğin seni sevdiğini biliyorsan onu düşünürsün o da seni düşünüyordur bilirsin. Hayaller kurarsın. Sessizliği ve karanlığı, istediğin seslerle ve renklerle doldurursun. Ama evin içi mutsuzlukla doluysa gece yarısı uyanmaları insana acı verir zaman geçmez ve acılar uzar. Gelip seni kurtarsın diye uykudan medet umarsın.
“Aramızdaki temel fark ne biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun.”
“Peki sen ne görüyorsun?”
“İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan.”
Ateş ve buz insanın derisine dokunduğu ilk anda aynı etkiyi yaratır. Ani bir ürperme... Bu yüzden ilk anda ayırt edilemezler. Sonra biri yakar diğeri dondurur. O bunu bilmiyordu. Yanmanın ve donmanın insan üzerindeki son etkisi de aynıdır. İkisi de insanı yok eder, o bunu anlamıyordu. Yüreği körleştikçe gözünün açıldığını sanıyordu