"Aşık mıyım? — Evet, beklediğime göre." Öteki hiç mi
hiç beklemez. Bazı bazı beklemeyen kişiyi oynamak isterim;
başka bir yerde oyalanmayı, geç gelmeyi denerim; ama her za-
man yenilirim bu oyunda: ne yaparsam yapayım, boşuna,
tam zamanında, hatta saatinden önce, orada olurum. Aşığın
kaçınılmaz kimliği yalnızca budur: ben bekleyenim.
Sevdiğim ve beni büyüleyen öteki atopos'tur. Onu sınıflandıramam, çünkü Tek'tir o, mucizemsi bir biçimde gelip arzumun özgüllüğünü karşılamış olan tekil İmge'dir. Gerçeğimin betisidir, hiçbir kalıba (kalıplar başkalarının gerçeğidir) sığmaz.
Tapılası olan tapılasıdır. Ya da, sana tapıyorum, çünkü
tapılasısm, seni seviyorum, çünkü seni seviyorum. Böylece,
aşk dilini kapatan şey, onu kurmuş olan şeyin ta kendisidir:
büyülenme. Çünkü büyülenmeyi betimlemek, sonuçta, hiç-
bir zaman şu sözceden öteye gidemez: "büyülendim".
Ötekinin yokluğu başımı suyun içinde tutuyor; yavaş yavaş,
boğuluyorum, havam azalıyor: bu boğulmayla "gerçeğimi"
yeniden kuruyor ve aşkın Başaçıkılmazlığı'nı hazırlıyorum.
Aşkta uzaktalık yalnızca bir
yönde işler, ancak kalan kişiden yola çıkılarak dile getirilir —
giden kişiden değil: hep burada olan ben, ancak serim, sürekli
uzakta bulunanın karşısında kurulur. Uzaklığı söylemek, öznenin yerinin ötekinin yeriyle değişemeyeceğini kesinlemektir, "Sevdiğim kadar sevilmiyorum," demektir.