Rabia

Bir ressam için şeylerin gerçekliği değil biçimi, romancı için olayların sırası değil düzeni ve hatıra yazarı için de geçmişin doğruluğu değil, simetrisi önemlidir. Bu yüzden kendimi anlatırken İstanbul'u, Istanbul'u anlatırken kendimi anlatmaya çalıştığımı fark eden okur bu çocuksu ve acımasız kavgaların başka bir şeylere hazırlık olduğunu çoktan anlamıştır.
Sayfa 429·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İster yanlış bilinç, ister fantezi, hatta ister eski usülle ideoloji diyelim, hepimizin kafasında hayatta yapıp ettiğimiz şeyleri anlamlandıran kısmen gizli, kısmen okunabilir bir metin vardır. Hayatımızın anlamını veren bu metnin örgüsü içinde Batılı gözlemcinin dedikleri geniş bir yer kaplar. Benim gibi, İstanbul'da, bir ayağı bir kültürde, bir ayağı başka bir âlemde oturanlar için bu "Batılı gözlemci" gerçek biri değil, bazan benim kurgum, hayalim, hatta yanılsamam da olabilir. Ama aklım geleneksel hayatın eski metinlerini tek metin olarak kabul edemediği için, yaşadığım hayatı yeni bir metinle, yazıyla, resimle, filmle anlamlandıracak bir yabancıya ihtiyaç duyarım. Üzerimde Batılı bakışların eksikliğini hissettiğim zaman, ben kendimin Batılısı olurum.
Sayfa 424·Kitabı okudu
Aile denen şey, her geçen gün bana, sevildiğine inanmak ve kendini huzurlu, rahat ve güvende hissetmek için herkesin bir süreliğine içindeki cinleri ve şeytanları saklayıp susturarak mutluluk taklidi yaptığı bir kalabalık olarak görünüyordu. Taklit edile edile gerçek sanılan ve çoğu zaman da başka yapacak bir şey olmadığı için takınılan bu mutluluk pozu bir süre sonra, içindeki cinleri ve şeytanları yatıştıramazsa, babam, -annem aynı sabırla örgüsüne devam ederken-gözünü okumakta olduğu satırlardan çekip pencereden dışarıya, uzaklara, Boğaz manzarasına -güzelliğiyle pek de ilgilenmeden- bakıp hayaller kurardı.
Sayfa 410·Kitabı okudu
İstanbul halkı kendini bir yanıyla şehre hep yabancı hissetmiştir. Şehir, halkının bakış açısına göre, orada yaşayanlara bazan fazla Doğulu, bazan fazla Batılı gözükerek hafif bir huzursuzluk ve tam oraya ait olamama endişesi verir.
Sayfa 386·Kitabı okudu
Kenar mahallelerin İstanbulluya sunduğu güzellik ise, yıkıntı halindeki şehir surlarında ya da çocukluğumda olduğu gibi, Rumelihisarı'nın ya da Anadoluhisarı'nın duvarları ve kuleleri üzerinde otlar, yeşillikler, sarmaşıklar, hatta ağaçlar bittiği zaman belirir. Bu güzellik daha çok kenar mahalledeki kırık dökük bir çeşme, boyası dökülmüş yarı harap eski bir konak, yüz yıllık bir gazhane binasının yıkıntıları, yarı yıkık bir cami duvarı, iyice eskiyerek siyahlaşmış ahşap duvarlarla sarmaşıkların, çınar ağaçlarının özel birleşimlerinde, rastlantısal olarak ortaya çıkar. Benim çocukluğumda arka mahallelerde yapılan herhangi bir gezinti, durup resme bakar gibi insanda bakma isteği uyandıran bu çeşit "pitoresk" güzellikleri o kadar çok gösterirdi ki, bunlara bir noktadan sonra rastlantısal demek de yanlış olurdu: Bugün çoğu yok olmuş bütün bu hüzünlü yıkıntılar benim çocukluğumda Istanbul'un ruhuydu. Ama yıllar sonra, o zamanlar şehrin ruhu olduğunu söyleyebildiğim şeyin "keşfedilmesi", güzel olduğuna, "temel bir nitelik" olduğuna karar verilebilmesi, içinde rastlantılar ve pek çok tepkiler olan çok dolambaçlı bir yoldan gerçekleşmiştir.
Sayfa 382·Kitabı okudu