Rabia

Aradıkları şeyin var olduğu bir zaman dilimi var olmuştu mutlaka, hani trene ya da feribota binmenin geniş alanlarla dolu özgün ve bambaşka bir dünyaya, sürahilerde ev yapımı şarabın, deniz kıyısında sessiz sedasız gizli saklı köşelerin beklediği bir dünyaya açılmak için yeterli olduğu bir zaman dilimi; fark ettiler ki o zamanlar geride kalmıştı ve altında yatan neden ister önsezi eksikliği ister kuşaksal geç kalmışlık olsun, bedeli ağır olacaktı. Onlar bu bedeli karşılayamazlardı.
Sayfa 78·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Öylesine özlemini çektikleri şey doğdukları kent değil, oradayken cepte saydıkları bir şeylerdi. Bunların ne olduğunu bilmiyorlardı ama o eksikliğin gündelik hayatlarının yoğunluğu kadar harcadıkları enerjiyi de artırdığını, haliyle yaşamlarını zaman zaman daha heyecan verici ama en nihayetinde daha çetin kıldığını hissediyorlardı.
Sayfa 50·Kitabı okudu
O ev ve o eşyalar sadece kişiliklerine uygun düşmekle kalmıyordu, kişilikleri için bir dayanak noktası işlevi de görüyor, farklı bir perspektiften (bir önceki neslin normlarına göre) bakınca kırılgan gibi duran hayat tarzlarının sağlam olduğunu onlara kanıtlıyordu. Kargaşa aslen neşeli, yaratıcı olabilecek bir şeydi ama o bağlamda geçiciliğin bir semptomu gibi duruyordu.
Sayfa 14·Kitabı okudu
American way of life’ın (Amerikan yaşam tarzı) göklere çıkartılan harikaları, diye açıklar, yani tüketim ve konfor toplumu; evli kadına elektrikli ev aletleri ve yeni iletişim araçlarının getirmesi beklenen, böylelikle de kadının artık kendini tamamen çocuklarına, bedenine ve güzelliğine, kocasına (özellikle de onun kariyerine) adayabilmesinin yolunu açan özgürleşme, kısacası mutluluğu ve ailenin refahını reklamlarla pompalayan tüm o şekerli klişeler kadınları utandırmaktan başka bir işe yaramamıştır aslında, çünkü kitlesel olarak baskıcı idealler işlevi görmüştür.
Sayfa 46·Kitabı okudu
Aslında kendimi her zaman, haksız yere incitmiş olabileceğim, fazlasıyla ihmal etmiş olabileceğim ve öyle davrandığım için bir türlü kendimi affedemediğim bir başkasına karşı suçlu hissederim. Oysa utancın beylik bir nakaratı varsa, o da şudur kuşkusuz: "Ya ben, ya ben, ya ben.." Başkalarının görüşünün rehinesi olduğumu keşfettiğimde, aslında en çok kendi imajımın kölesi olduğumu fark ederim. Sonuçta utançtan daha mahrem bir şey yoktur, ama bu başkalarının varlığıyla çizilmiş, oyulmuş, bulandırılmış bir mahremiyettir.
Sayfa 41·Kitabı okudu