Anlatılan her şey sahteleştirmedir, yani ancak sahtelikler ve sahtelestirmeler aktarlabilir, Doğruluğu bulma arzusu,
tıpkı diğer arzular gibi sahteliğe ve sahteleştirmeye giden en hızlı yoludur. Bir insanın bir dönemini anlatması ise, ne kadar eskiye dayanırsa dayansın, ne kadar kısa ya da uzun olursa olsun, yüzlerce, binlerce, milyonlarca sahtelik ve sahteleştirmenin toplamıdır, yazan kişiye göre de bunların hepsi doğrudur ve hiçbir yalan içermez. Hafızası kesin olaylara ve kronolojiye dayanır, oysa ortaya çıkan şey, gerçek olgular değil, başka bir şeydir. Yazılanlar her ne kadar yazanın doğruluk arzusunu ortaya koysa da doğruya uymaz, çünkü doğruluk asla aktarılamaz. Bir şeyi anlatırız, onu dürüstçe ve sadakatle anlattığımızı zannederiz, oysa sonunda öyle olmadığını saptamak zorunda kalırız. Bir durumu açıklığa kavuşturmak isteriz ama o asla bizim açıklamak istediğimiz durum olmaz, o hep başka bir durumdur. Asla doğru bir şey anlatmadığımızı kabul etmek zorundayız, buna ragmen doğruyu anlatma çabasından da ömür boyu vazgeçmemişizdir.