Siyasal yapının hayat ilkesi egemenlik otoritesinde yatar. Yasama gücü devletin kalbi iken yürütme gücü beynidir ve tüm parçaların hareket etmesini sağlar. Beyin felci geçirse de birey hala yaşayabilir. Aptallaşır belki ama hayatı devam eder. Kalbin tüm işlevleri durduğu andaysa canlı ölür.
Devletin dağılması, prens devleti yasalara göre yönetmeyi bırakıp Egemen gücü el koyduğunda gerçekleşir. Hükümet değil, devletin kendisi daralmaya başlar.
Ayaklanmalar ve iç savaşlar, yöneticileri çok ürkütür ama halkların gerçek felaketi onlar değildir. Bunlara bile ara verebilirlerken, onlara kimin zulmedeceğine dair yapılan tartışma sürekli devam etmektedir. Halkların gerçek refahları da felaketleri içinde bulundukları kalıcı hayat şartlarından doğar.
Mucizeler vadeden ama tek hüneri hastasın yüreklendirmek olan bir doktor hakkında ne düşünmeliyiz? Kendimiz de çok iyi biliyoruz ki başımızda kötü bir yönetim bulunuyorsa ona katlanmak zorundayız. Asıl soru, iyisini nasıl bulunabileceğidir.
Tanrı öfkelendiğinde kötü krallar gönderir, onlara gökyüzünden gelen cezalar gibi katlanılmalıdır. Bunlar şüphesiz ki erdemli sözlerdir. Ancak siyasi bir kitap yerine vaaz kürsüsünde kullanılmaya daha uygun görünüyor.