"Ne diyorum, biliyor musun avrat. Tutacaksın şu Allah'ı, üç kış aç bırakacaksın, sonra vereceksin eline kazmayı, ama kazma ağır olacak, öyle ağır ki zor kaldıracak, çalıştıracaksın güneşin altında, bizim yediklerimizi yedireceksin, bizim çektiklerimizi çektireceksin. Sonra da güzel döveceksin, öyle döveceksin ki, bir ay kalkamayacak yataktan, kolunu kanadını kıracaksın. Öyle, kör topal bırakacaksın ortaya, bak o zaman nasıl kuzu kuzu olacak. Kalemi aldı mı eline duracak, ne yazacağını şaşıracak..."
Allah...
...Köylü milleti için bunu uygun görmüş. Köylü milleti böyle yürüyecek demiş. Demiş ki, köylü milletinin karnı tam doymayacak. Yarı aç yarı yok. Doyarsa günahkar olur demiş. Köylü milletinin karnı doyarsa onunla ne Allah baş edebilir, ne de kul. Onun için de ekmeği atlı etmiş, köylü milletini yayan. Ekmek kaçar biz kovalarız, tut tutabilirsen. Haydi tuttum diyelim, yine karnın doymaz. Bunu da düşünmüş, bu yüzden de karnımızı büyük, ekmeğimizi ufak yazmış. Bu Allah işini bilen bir Allah. Bilmiş köylü milletinin yüreğini ona göre yazmış. Allah bilmiş; başıma bela olmasınlar, kendi dertlerine düşsünler demiş.
Dünya da ağalardan yana döndü arkadaş. Vallaha öyle; Allah da ağalardan yana. Bize gitmek düşüyor, başka yol yok; çünkü bizi düşünen kimse kalmadı dünyada.