Anadolu coğrafyasını bir uçtan bir uca dolaşan, ham olan gönülleri pişiren, nice kuru bedenleri aşk ateşiyle yakan, bugün dahi her yerde izi var olan Derviş Yunus, Miskin Yunus... Ne demişti:
"Ben gelmedim davi için,
Benim işim sevi için,
Dost'un evi gönüllerdir,
Gönüller yapmaya geldim."
Yaptığı o gönüller hala Yunus dendi mi büyük bir sevgi, mubabbet ve hasret ile yanmaktadır.
"Şöyle hayran eyle beni,
Aşkın oduna yanayım,
Her ne yana bakar isem,
Gördüğüm seni sanayım."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir katre olup karışmak ki ummana,
Bir tane olup buluşmak ki sahraya,
Bir kapı eşiğinde dönmeli sultana,
Şol canlar aşk Od'unda sencileyin.
Varıp gelmeli nefesle hak iline,
Dervişan dili hazır hak zikrine,
Çün aşklar akar hak meclisine,
Ola ki aşık canlar Yunus sencileyin...
Yiyip içtiğimiz mekanlar, bindiğimiz arabalar, taktığımız mücevherler bizi soylu kılmaz. Soyluluk, ötekini işitebilmekten yapılma bir mücevherdir. Soylular, kalplerini bir mücevher gibi taşıyan ve kalpleriyle düşünen insanlardır. Bu ülkenin en soylu insanları, diğerlerinin acısını içinde en çok hissedenlerdir. Bu görmek ve hissetmek istiyorsak etrafımızın farkına varmalı, sabretmeli, inanmalı, bir adım atmalı ve mümkünse yavaşlamalı. Her şeyin bir zamanı var ve her şey zamanında güzeldir.