Munferid

Munferid
@Byoffical
لم أجد صديقا غير الله Allah'tan başka hiçbir dost bulamadım إِنَّمَا أَنَا مُسَافِرٌ فِي هَذِهِ الدُّنْيَا Ben bu dünyada sadece bir yolcuyum.
İmanın üç mertebesi ve çeşidi vardır. ​Birincisi, avam halkın imanıdır. Bu iman mertebesinde kalb kapalıdır. İman, çevrenin ve geleneğin etkisiyle kazanılır. Bu iman, geçerli olmakla birlikte son derecede zayıf ve dayanaksızdır. Her zaman şüpheye açık ve sönüp gitmek tehlikesine maruzdur. ​İkincisi, kelâmcıların imanıdır. Bu iman mertebesinde de, genel olarak kalb kapalıdır. Bu mertebenin öncekinden farkı ve üstünlüğü, burada imanın bir takım aklî delillerle ispatlanması ve desteklenmesidir. ​Üçüncüsü ise, kalpleri açık olanların imanıdır. Bu, en sağlam, en köklü ve en mükemmel imandır. Bu imâna şüphe sokmak mümkün değildir. Bütün dünya halkı başka türlü inansa ve başka şeyler söylese, her yer şeytanlarla dolup taşsa bu imanın sahibi bunlardan en ufak bir şekilde etkilenmez.
Reklam
Kalb ayna gibidir; günahlarla kararır, hayırlarla cilalanır. Ayna parlak olduğu ve üzerinde perde bulunmadığı zaman, karşısındaki eşyanın suretleri ona aksedip içine yerleştikleri gibi, kalb de küfür ve günahkârlığın karanlığı ve kirliliğiyle örtülmediği zaman, ilgilendiği ve alâka duyduğu eşyanın hakikatleri ona aksedip içine girerler. Bu da o şeylerin bilgisinin kalpte hasıl olması sonucunu doğurur. Bu bilginin onda hâsıl olması için kalbin parlak olması, bilgiye talip olması ve konuya yönelip teveccüh ve dikkat, göstermesi lâzımdır. Bu şartlar gerçekleşmediği takdirde, ters çevrilen ayna olayında da olduğu gibi, bir şey görmek anlamak ve bilmek mümkün değildir. Bu sebeple, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur: ​“Bizim yolumuzda cihad edenlere yollarımızı göstereceğiz.” (Ankebût, 69) Bu âyetteki cihadın bir mânası da doğru bilgiyi aramak ve bunun için cehd ve çaba göstermektir. Bunun kadar önemli olan diğer bir şart da bilgiyi olduğu gibi kabul etmeye niyetli ve istekli olmaktır. Bu ise şartlanmışlıktan, bir mezhep veya görüşün taassubundan hâli olmak ve gerçekleri peşin kabuller veya dünyevî mülâhazalarla değiştirmeye kalkmamak demektir.
Din
Hz. Ali (ra) şunu söylemiştir: "ALLAH Teâlâ’nın sevdiği kalb, şefkatte çok yufka ve ince, yakîn ve imanda çok safi, açık ve net, dindarlıkta çok sebatlı, dayanıklı ve kuvvetli olan kalptir."
Her kim meşruiyetini Allah’tan almayan yönetimlere veya Allah’a isyanı emreden yöneticilere mutlak olarak itaat ederse onlara ibadet etmiş ve onları ilah edinmiş olur. Zira mutlak itaat yalnızca “ilah” olana yapılır. Açık veya kapalı olduğu fark etmeksizin ilahlık iddiasında bulunan firavunlar, toplumdan mutlak itaat beklerler. Onlardan izinsiz ya da yazılı ve sözlü bir talimat olmaksızın yapılan her işi suç kabul ederler. Sihirbazlar Musa’ya (as) iman ettiğinde o günün Firavunu, iman etmelerine değil, kendisinden izin almamalarına karşı çıkıyordu: “Firavun dedi ki: ‘(Ben) size izin vermeden ona iman ettiniz öyle mi? Şüphesiz ki bu (yaptığınız), buranın halkını yurtlarından sürüp çıkarmak için (Musa ile beraber) tezgâhladığınız bir tuzaktır. Pek yakında (yapacaklarımı) bileceksiniz/anlayacaksınız. Kuşkusuz, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesip sonra da sizi topluca asacağım.’”²⁵ Öyleyse kimlere itaat ettiğimize, direkt veya dolaylı talimatlarıyla hayatımıza kimlerin yön verdiğine dikkat etmeliyiz. İtaatimizin bir ibadet olduğunu bilerek hareket etmeliyiz.²⁶ 7/A’râf, 123-124
Allah’ın izin vermediği meselelerde kanun yapanlar, Allah’a (cc) ortak edinilen rablerdir. Bunun asrımızdaki en açık şekli, demokrasi dininin gereği olarak seçimlere katılmak ve kullanılan oylarla bu yetkiyi insanlara vermektir. Evet, hâkimiyeti Allah’a (cc) vermek, O’na ibadet etmektir. Kanun yapma, yasama, teşride bulunma yetkisini O’ndan başkasına veren, her kim olursa olsun, Allah’tan başkasını ilah edinmiş, ona ibadet etmiş ve Rabbine ortak koşmuştur.
Reklam