Ahiret inancı, insandaki ebediyet arzusunu ve adalet duygusunu da tatmin etmekte; ölüm sonrasında yok olup gitmek gibi katlanılamaz bir düşünce karşısında ona ebediyeti vaad ederek teselli etmektedir.
Bir inancın, ilkenin ve yaşama biçiminin öğrenilmesi ve benimsenmesi ancak kişinin iradesi ile mümkündür. Sevilmeden veya zorla kabul ettirilen bir yaşama biçimi, zorun ve baskının bittiği yerde biter, daha fazla tutunamaz. Çünkü insan vicdanı baskıya tahammül edemez, aşırı baskı sadece isyana yol açar.
İç kaynaklı veya içselleştirilmiş bir dinin, kişiyi kaygı, endişe ve suçluluktan kurtardığı; olgun iman sahiplerinin inançlarını günlük hayatlarıyla bütünleştirdikleri, depresyon ve paranoya gibi psikolojik rahatsızlıkları daha az yaşadıkları; buna karşı dış kaynaklı yani içselleştirilmemiş olan bir din ile psikolojik rahatsızlıklar arasında olumlu ilişki bulunduğu tespit edilmiştir.
İnsan, aradığı anlamı bulması halinde acı çekmeye, özveride bulunmaya, hatta gerekirse bu uğurda hayatını vermeye hazır hale gelebilir. Tersine hayatında bir anlam yoksa, bütün ihtiyaçları karşılanmış olsa bile intihara eğilimli hale gelebilir.