ÖLÜMÜ ANMANIN KALBE TESİRİ
Ölüm büyük bir iştir ve ulu bir tehlikedir. Lâkin insanlar bundan gâfildirler. Ölümü ansalar bile bu anış gönüllerine işlemez.Dünya işlerine öyle dalarlar ki, başka bir şeye gönüllerinde yer kalmaz. Bundan ötürüdür ki, zikrin ve teşbihin de o kadar lezzetini bulamazlar.
İşte bunun ilâcı şudur: Mürîd olan bir kişi bir tenha yer, bir halvet ister. Gönlünü bir saat için o tenhalıkta ölüm düşüncesine salar. Kendisine şu hitapta bulunur:
— Ey nefis! Ölüm günü yaklaştı. Belki de bugün gelir.
Ey sâlih kişi! Sen bil ki, sana:”Bir karanlık eve gir!” deseler. Sen o karanlık evin dehlizinde bir kuyu veya serseri bir köpek mi vardır bilemezsin. Ya da yolun üzerinde bir taş mı vardır, ya da başka bir engel mi vardır, haberin yoktur.
Bundan dolayı o karanlık dehlize girmekten ödün kopar, korkudan dizlerinin bağı çözülür. Bil ki, ölümden sonraki hâl de bilinmiş değildir. Kabirde olan tehlike, bu tehlikeden aşağı değildir. Bundan gâfil olmak, bunları bilmemek ne acâip bir cürettir! Buna asıl ilâç, kendi yaşdaşlarına, akranlarına bakmaktır. Onların çoğu ölmüşlerdir. Onların yüzlerini, hayâllerini hele bir aklına getir. Düşün ki, her biri bir makam, bir mevkide, kendi muradında niceydi! Onların dünyadaki sevinci, ne kadar gaflet içinde olduklarını gösteriyormuş. Bir gün ansızın ölüm gelip onları nasıl kaptı?
Şimdi sen düşün ki, kabirde onların vücutları, yüzleri nicedir. Uzuvları birbirinden nasıl ayrılmıştır. Onların derilerine,
etlerine, gözlerine ve dillerine kurtlar nasıl üşüşmüşlerdir!
Onlar bu belâya çatmışken, arkadaki mirasçıları malını paylaşıp yemektedirler. Hattâ karısı başka bir erkeğe de varmıştır. Onu temaşâ etmekte eski kocasını unutmaktadır. Sen yine arkadaşlarının durumunu ve günlük yaşamalarını düşün ki, onların âlemi seyredişlerini,