Bayram kaya

Bugün bir uçurumun kenarındaki insanlığın bu duruma gelmesinin, kötülüklerin bu kadar yayılmasının ve toplumlardaki bozulmaların yegâne sebebi, insanoğlunun Allah'a değil kullara kulluk yapmasıdır. Vahye itaat etmediler, atalarına itaat ettiler. "Biz atalarımızı bulduğumuz yol üzereyiz” dediler. Kur'an onlara şöyle cevap verir; "Ne zaman onlara: 'Allah'ın indirdiklerine uyun' denilse, onlar: 'Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız' derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? (Bakara 170) Allah Azze ve Celle böyle diyenleri kınamaktadır. Allah'ın gösterdiği yola girmeyenler, bunu gurur meselesi yapanlar insanların izinden gittiler. Ölmüş atalarının izinden gittiklerini söyleyenler hakikatte ne atalarının izinden gidiyor ne gökteki yıldızlara ne de putlara tapıyorlardı. Aslında onlar nefislerine tapıyorlardı ve kendilerine karışmayan varlıkları ilahlaştırmak istiyorlardı. İlahlaştırdıkları yıldız nasıl olsa kendilerine Peygamber ve kanun göndermeyecekti. O yüzden kendilerine karışmayan bir varlığı ilahlaştırıyorlardı. Aynı şekilde atalarının izinden gittiklerini söyleyerek onları ilahlaştırıyorlardı. Çünkü atalarının mezardan kanun göndermeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Kendi nefislerine uymak isteyenler, "Bizim dinimiz şudur. Atalarımızın izinden gidiyoruz" diyorlar, aslında bildikleri gibi yaşıyorlar. Bunu, özgür yaşamak için bahane ediyorlar. Kur'an buyurur ki; "Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın? (Furkan 43) Bu kimselerin nefislerinden başka hiçbir ilahları yoktur. O yüzden İslam nefisleri tezkiye etmeyi emreder. Allah Azze ve Celle, "Nefsini arındıran kurtuldu" buyurur. İnsanlar nefislerinin kirlendiğini arınmaya ihtiyaçları olduğunu kabul
Din
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Aciz insanlar devlete hükmedecekler de Allah hükmetmeyecek öyle mi? Fıtrat bunu kabul etmez. Bunu reddeder ve yanlış bulur. Buna rağmen büyük kitleler bunu kabul ediyorsa bu bir propagandanın sonucudur. Tevhid ve şirk, işte bütün mesele bu! Allah'ın dediği mi olacak yoksa insanların mı? Tarih boyunca olan kavganın sebebi, bütün Peygamberlerin üzerinde durduğu mesele budur. Fıtrata aykırı inanç esaslarını kabul etmeleri için insanları zorluyorlar. Aslında insan fıtratı laikliği kabul etmez çünkü bütün kainat Allah'ın ise, insana da kanun koyan Allah olmalıdır. Her ne kadar adları din olmasa bile aslında tüm ideolojiler birer dindir çünkü kendilerince bir hayat tarzı ortaya koymaktadırlar. Din olma iddiasındadırlar ancak batıl dinlerdir. İnsan mahsulü fikirlerle hiçbir zaman aydınlığa ulaşamaz, doğru yolu bulamaz ve medeniyetin esaslarını öğrenemezsiniz. Ne insani değerleri ne ahlaki değerleri ne de medeniyetin temellerini insan mahsulü ideolojilerden elde edemezsiniz. İnsanlar sürekli olarak ideolojiler geliştirip sahte dinler üretmişlerdir. Bu ideolojiler her ne kadar boşlukta olan belki de milyonlarca insan tarafından kabul görmüş olsa bile fıtratla çatıştığı bir gerçektir. Fıtrat haramlardan tiksinti duyar, helallere ve doğruya meyleder. Her insanın fıtratı esas itibariyle Allah'a itaat eder. İnsan yeter ki nefsine yönelmeyi bıraksın ve gerçeğe yönelmeye başlasın. İslam dini kendisine kolay gelmeye başlayacaktır. İslam, insanları karanlıklardan nura çıkarır. Tağutlaşmış insanlar da geliştirdikleri ideolojilerle insanları nurdan karanlıklara götürürler. Allah'ın dışında hiçbir varlık yönelmeye değmez. Çünkü hepsi kusurludur, hepsi yaratılmıştır." #AlparslanHocaylaTefsir youtu.be/UNU7sSx5azI
Din
Günümüz toplumunda 'kadının içinde bulunduğu duruma dönersek şu gerçekle karşılaşıyoruz: Bugün kadın, basit bir cikletin reklam aracıdır. Büyük kapitalist şirketler, kadını sömürmektedir. Piyasaya en mahrem ve en güzel tarafları açılıp teşhir edilerek sürülen kadının kadınlık adına özlenecek, saygı duyulacak, korunacak bir değeri kalmamıştır. Kadın haklarım savunan dernekler, feminist akımlar onu alabildiğine dejenere etmiş, yozlaştırmıştır. Kadın bugün hem bir üretim aracı, hem de bir sömürü nesnesidir. Uluslararası dev güçlerin, kuruluşların kontrolüne terk edilmiş bir zavallı yaratıktır: Bu çıkar çevreleri, kadının iradesini kendi tekellerine geçirdikleri gibi, o da bütün zaaflarını, hayata karşı duyduğu bütün eğilimlerini, ilgilerini onların güdümüne terk etmiştir. Büyük reklam şirketleri, sinemalar, televizyon ve basın bir sülük gibi kadının kanını emerek yaşamaktadır. Artık kadını koruyacak bir kurum ve güç kalmamıştır. Kadının düşmanı önce kendisi, sonra erkeği, fakat hepsinden daha düşman içinde yaşadığı düzendir. Bu toplumsal düzen temelinden değişmedikçe kadın gerçek özgürlüğüne kavuşamayacaktır. Bütün dünyada aile derin bir sarsıntı geçiriyor. Kadının gözünde erkek, onu koruyacak, sevecek, bağlanacak bir koca değil, istismar edilecek, onu alt edecek bir rakiptir. Çocuk onun için çekilmez bir yüktür. Homoseksüel erkeğinden beklediği ilgiyi göremeyen kadın, bazan da ekonomik baskıların sonucu Paris, Roma, Londra ve Münih sokaklarında sabahlamaktadır. istanbullun bile belli cadde ve sokakları bir işaret bekleyen, karın tokluğuna muhtaç yosmalarla doludur.
İnsan ve Toplum
Bilindiği gibi ilk hıristiyanlar kadının pislik olduğuna inanıyorlardı. Milâdî V. asırda Makun toplantısında kadının ruhu olup olmadığı araştırıldı ve sonunda onun salt cehennemlik olduğu karara bağlandı. 586 yılında da Fransızlar, kadının insan sayılıp sayılmayacağını araştırdılar ve sonunda erkeğin hizmetkârı olduğu sonucuna vardılar. Hatta kadın büyük memeli hayvan grubuna dahil edildi uzun zaman boyunca. Gerçi tarih içinde ve birçok toplumlarda kadına karşı insanlık dışı muameleler yapılmıştır; sözgelimi eski Hint toplumunda kadının ağzına kilit takılır ve zincirle bağlanırdı. Fakat Batı'daki kadın anlayışı da hiç bir zaman Hint anlayışından, telâkkisinden daha insanî olmamıştın Çünkü Batı anlayışına göre kadın, ruhu olmayan ve tüm günahların kaynağı, şeytanla eşdeğer en kötü ve aşağılık bir yaratıktır. Hıristiyanlık dahi bu anlayışı yıkmamış, tersine pekiştirmiştir. Bir din olarak Hıristiyanlığın bu anlayışı değiştirmesi beklenemezdi; çünkü Ahd-i Atik'e göre Tanrı'ya karşı suç işleyen Adem'i bu suça teşvik eden Havva idi, Dolayısıyla filk günahlın müsebbibi olan kadın tanım gereği suçlu ve günahkârdı. Roma toplumunda kadının statüsü değişmezdi. Cinsel arzuların tatmin etmekten başka fonksiyon taşımayan kadın, evinin kapısına gündüz yeşil bayrak, gece kırmızı fener asmak suretiyle Romalı erkekleri eğlendiriyordu. Avrupa'da gelişen ruhbanlık Roma'nın etkisiyledir hiç şüphesiz. Roma'da öyle ahlâksızlıklar gelişti ki papazlar nihayet "En aziz olanlar evlenmeyenlerdir" kanaatine vardılar, Çünkü papazlar bütün bu ahlâksızlığın ve toplu fuhuşun müsebbibi kadını görüyordu. Ancak verdikleri bu evlenmeme kararı, insan fıtratına aykırıydı. ifrat tefritle giderilemez. Aradan uzun zaman geçmeden papazlar, Hördingen genelevlerine açıkça gitmeye başladılar. 1472 yılında Belediye
İnsan ve Toplum
Nobel ödülünü aldıktan üç sene sonra intihar eden Japon romancı Yasunarey Kavabata "Karlar Ülkesi" romanında şöyle diyor: "İnsanlar birbirinden beton duvarlarla ayrılmış bulunuyor ve bu duvarlar herhangi bir sevgi akımına engel oluyor. Tabiat, kalkınma adına boğuluyor...” Fransa'da tatilini yapan bir Hollandalı'ya annesinin öldüğü haberi verildiğinde dediği şu olmuş: "Yakın, küllerini dönünce alırım, şimdi tatilimi yarıda kesemem: Peki bu ne biçim uygarlık? İnsanların değeri nedir? Namus, vefa, haysiyet, onur, saygı nerede kaldı? Kimlere güven duyulacak? Bunlar artık geçerliliklerini yitirmiş kavramlar mı? Böyle bir toplum gerçekten hastadır. Ruhî bunalım modern toplumu öyle bir sarsmış ki insan ilişkileri dumura uğramıştır. Modern dünyada gerçekten insan ölüyor. Aslında herkes başkalarıyla sıkı ilişki kurmak istemiyor. Çünkü toplumsal hayatta güven yoktur. Dostunuz pekâlâ ünlü bir katil, bir soyguncu olabilir. İsveç ve İsviçre'de sokaklarda geceleri pek dolaşılmaması sık sık tembih ediliyor. Zira hiç tahmin etmediğiniz yerde sokağın bir köşesinden aniden önünüze çıkan bir genç sizi bıçaklayabilir. Adam öldürme, adam kaçırma günlük olaylardan sayılır. Bize hep batıcılar, Batı toplumunda insanların huzur içinde yaşadıklarını, öyle ki mağaza sahiplerinin kendi mağazalarını açık bırakıp gittiklerini söylerlerdi. Sonradan öğrendik ki bütün bunların hepsi yalanmış. Bireysel düzeyde ahlaki davranan insan sayısı az değil. Ama dışa karşı sistem kitabına uydurulmuş soygun, gangsterlik ve cinayet olayları bu toplumlarda eksik olmaz. Küresel işleyiş biçimiyle sistemin kendisi soygun, talan ve sömürüye dayanır. Bu açıdan bakıldığında en tepedekiler eşkıyadır. Soygun bu sistemin başlıca özelliğidir. Düzen, soygun olmadıkça süremez. Kural; güçlü olan zayıfı, kurnaz ve zeki olan
İnsan ve Toplum