Herkesi yutmak ve bu şekilde herkesi yitirmek öylesine korku yaratır ki, tüm dış ilişkilerden genel olarak geri çekilme yoluna sapılır. Dışa vurulamayacak kadar tehlikeli olarak hissedilen sevginin gerçek zıttı kayıtsızlığa sığınmadır. Kimseyi isteme, hiçbir talepte bulunma, tüm dış ilişkileri ortadan kaldır, uzak, soğuk, duygusuz kal, hiçbir şey duygularını harekete geçirmesin. Geri çekilen libido içe yönelir, içedönük hale gelir. Hasta kabuğuna çekilir ve aynı yutucu tutumu hissettiği içsel nesnelerle ilgilenir sadece. Dışarıdaki ve bilinçteki her şey boşuna ve anlamsız görünür. Fairbairn "boşunalık" duygusunun, özgül şizoid duygulanım olduğu kanısındadır. Depresif kişi nesnesini yitirmekten korkar. Şizoid kişi ise buna ek olarak, benini, kendisini kaybetmekten de korkar.
Ancak sevgisini istediğimiz bir kişiden gerçekten nefret edebiliriz. Nefret, engellenmiş sevgi gereksinimlerimizin bir dışavurumu, bir kişinin yanıt verici iyi yanını ortaya çıkarmak umuduyla reddedici kötü yanını yok etme çabası, onu değiştirme uğraşısıdır.
Sevginin mutlak zıttı nefret değil kayıtsızlıktır. Birisine hiç ilgi duymamak, onunla ilişki kurmayı istememek, böylece de sevmek ya da nefret etmek için hiçbir nedeni olmamak, ona karşı hiçbir duygu beslememektir. Nefret ise reddedilme yüzünden öfkeye dönüşen sevgidir (nesne ilişkilerinde).
Depresif kişi öfkesini ve saldırganlığını kendisine yöneltip suçluluk duyarken, şizoid kişi katlanılamaz durumdan kendisini çekip hiçbir şey hissetmemeye çalışır.
Depresyon, nefretin yıkıcı hale gelmesi olasılığı dolayısıyla duyulan sevme korkusudur. Şizoid uzaklaşma ise sevginin ya da sevgi gereksiniminin yıkıcı hale gelen sevgi korkusudur ve çok daha kötüdür.