"Seni sevdiğimi bağırmak isterdim eskiden. Bunu yapamamanın acısını da hep duyardım. Şimdi bağırarak söylediğimi Sen de görüyorsun. Getirdiğin sevinç bir kocaman göz yaşına dönüştü. Mutluluk da ağlatır, bilirsin. Mutluluk kişiyi güzelleştirerek ağlatır. Şimdi sen büyüyen, çok çok büyüyen bir göz yaşı damlasısın. Gözümden akmadan dağılıyor, sanki bedenimi saran bir sır oluyor. Sevgin hiç eksilmeden bütünüyle sarmalıyor beni".
Yandım, kül oldum diye başlamıştı anlatmaya, sonundan. Başlangıcıyla bitirdi. Artık anlatacak bir şeyi kalmadı. Bana kendini bir daha anlatmaz. Bir daha gelmez.
Dün, aynı ömrü bir kere daha yaşayıp bir kat daha yaşlanmış gibi giderken ardından baktım. Dünyaya uğradığına pişman, gri mavi bir hayalet yürüyordu caddede, hemen savrulan ama parlak bir kül bırakarak.
Oysa dün sanmıştım ki bugün gelecek: Ben bu yükü artık taşıyamayacağım E. bey diyecek, benden bu kadar. İnsan iki kere yanıyormuş. İlk yanışta kutsanıyor, ikincisinde çok acı çekiyormuş.