Sevgili kardeşim,
Seni, sevimli bir maymun kadar “sempatik” bulmadıkları için değil; seni görünür kıldıklarında kendi karanlıklarının da görünür olacağını bildikleri için değersizleştirdiler.
Çünkü senin varlığın yalnızca bir merhamet gösterisine indirgenemezdi.
Sen konuşsaydın, devletlerin suskun zulmü dile gelecekti.
Sen hatırlatılsaydın, konforuna gömülmüş vicdanlar yerinden oynayacaktı.
Sen görünür olsaydın, sessizliği erdem diye pazarlayanların maskesi düşecekti.
Ama hayır…
Seni gördüler.
Ve hiçbir şey olmadı.
Çünkü biz, yüzü olan fakat yüzleşmeyen bir çağın çocuklarıyız.
Maskeleşmiş bir yozlaşmanın içindeyiz.
Neye ağlayacağımıza, neye öfkeleneceğimize, kimi kahraman ilan edip kimi unutacağımıza başkaları karar veriyor.
Acımız bile yönlendiriliyor.
Merhametimiz algoritmalara teslim edilmiş.
Ahlâk, hakikatin değil algının elinde şekilleniyor.
Bize düşen, bu hipnozu bozmak. Kalbiniz Allah’ın elindeyken, onu geçici güç odaklarının avuçlarına bırakmayın.
Zulme alışmayın; çünkü alışılan zulüm, meşrulaşır.
Zalimi alkışlamayın; çünkü alkış, suça ortaklıktır.
Herkes kendi payına düşen yalnızlığı göze alsın.
Herkes tek başına İbrahim olsun.
Ve önce elindeki baltayla kendi içindeki putları kırsın:
korkuyu, konforu, suskunluğu, menfaati, sürü psikolojisini…
Çünkü dışarıdaki putlar, içeridekiler yıkılmadan devrilmez.
Unutmayın:
Hakikat kalabalıkla değil, sadakatle ayakta kalır.
Ve bazen bir kişinin dirilişi, bir çağın uyanışına sebeptir.