Bu şey gibi... Fırtınanın olduğu bir yerde hoşuna gitmeyen bir yapbozun parçalarını değiştirmeye çalışmak gibi. Açık havadasın, önünde kağıttan bir yapboz var ve seni havaya uçuracak bir fırtınaya direniyorsun. Yapbozdaki resmi beğenmediğin için parçaların yerini değiştirip ortaya daha güzel bir resim çıkarmak istiyorsun. Bu sefer de başka bir yer bozuluyor. Aynı anda hepsini yapmak istediğinde de fırtına daha sert esiyor ve tahtandaki bazı parçalar uçuşup kayboluyor . Ve en sonunda tüm parçaları doğru şekilde düzeltmeyeceğini anlıyorsun
"Üstelik benim sana olan sevgim üç ayla sınırlı değil ,seni bekledim" diye fısıldadı gözlerimin ta içine bakarak.
" Yirmi sekiz yıl boyunca senin bana gelmeni bekledim. Yüzünün neye benzediğini,saçının rengini, boyunun uzunluğunu ve kilonu bilmeden seni bekledim....
Kimi beklediğimi bilmeden seni bekledim." Kalbim rotasından şaştı. "Bir gün beklediğim kadının bana geleceğini biliyordum. Hep bana gelmeni bekledim. Seni görmeden, tanımadan, huyuna suyuna aşina olmadan sevdim. Diğer kadınları kendime yasaklayıp tüm hayatım boyunca seni bekledim. Bana bu kadar geç kalan sensin. Sen sanıyor musun sana olan sevgimin üç ayla sınırlı olduğunu?"
Ve bu ses, bu dizler, bu gözler, kapı,gizli şeylerin diliyle bana ne söylüyorlar! Bazen etrafımızda o kadar esrarlı bir hadise olur ki ince tefauratına kadar bunu sezeriz, fakat hiç birşey idrak etmeyiz; ruhumuzun içinde ikinci bir ruh her şeyi anlar, fakat bize anlatmaz, böyle korkunç işaretlerle bizi muammanın derinliklerine atar ve boğar