Dilaşub'un ölüm acıları arasında Bey'in paltosundan sıyrılmış; dağınık saçları, soluk yüzü pencereden vuran ay ışığında bir garip güzellik bağlamış, mazlumluk gibi hüzünlü bir halde ışıklar içinde yatıyor. Mehpeyker ise zorbalık gibi dökmek istediği kan içinde boğulmuş, alçaklık toprağında yuvarlanıyor. Ali Bey de pişmanlık gibi yüzündeki üzüntü çizgisi, ellerindeki intikam kanıyla Mehpeyker'in ayağı ucunda diz çökmüş ağlıyor.
Vefayı, her türlü hüznü, her türlü talihsizliğiyle Dilaşub'da, ihaneti her türlü iğrençliği, her türlü ağır sonucuyla Mehpeyker'de, intikamı her türlü şiddeti, her türlü dehşetiyle Ali Bey'de cisimleştirmişti.
Fakat şu halinde, vaktiyle güzelliğinden daha gönül alıcı hoş sesi ciğer yarasından çıkan hırıltılar kadar tiksinti vermeye başladığından onlar da Bey'in öfkesini bir kat daha şiddetlendirdi.