Hiç kötülük yapmadım. Kaygısız geçecek günlerim, uzak duracak benden pişmanlık. Yaşamamış olacağım, cenaze mumları gibi katı ışık veren, iyiliğe karşı yarı ölü ruhun acılarını. İyi aile çocuğunun yazgısı, duru gözyaşlarıyla kaplı mevsimsiz tabut. Aptallık hiç kuşkusuz sefahat, kötülük hiç kuşkusuz aptallık; bir kenara atmalı ahlâksızlığı. Ama yalnızca katkısız acının saatini çalmayı başaramayacak, artık çalar saat! Kaçırılacak mıyım bir çocuk gibi, cennette oynamak için, tüm acıları unutarak?
Yollarda, kış geceleri, barınaksız, giyeceksiz, azıksızken, bir ses kuşatırdı donmuş yüreğimi: "Güçsüzlük ya da güç: Al sana, işte güç.
Bilmiyorsun nereye gittiğini, bilmiyorsun niçin gittiğini oraya, gir her yere, yanıtla herşeyi. Bir ceset olsaydın ancak bu kadar öldürebilirlerdi seni." Sabahleyin bakışım öylesine yitik ve davranışım öylesine ölgün olurdu ki, rastladığım insanlar belki de görmezlerdi beni.