Gölün etrafı uzun, dümdüz sağlıklı ağaçlarla çevrili. Yılların bilgeliğini taşıyorlar sanki. Kıyı, zamanın dokunamadığı, el değmemiş kayalarla çevrelenmiş. Leyla, "Her birinin bir hikayesi var sanki," diyor. Bize söylendiğine göre, bu kayalarda ateş yakmak yasakmış,tıpkı bu ilginç topraklardaki sivrisinekleri öldürmek gibi. Ne de olsa, kayaların da bir canı varmış. "Canlılar, bizim gibi," diye ekliyor Leyla. Ateş yakarak onları çatlatmaya, doğadaki varlıkları incitmeye hakkımız yokmuş. Ve sivrisinekler... O küçücük varlıklar ki, her gece uykumuzu kaçırıyor, bize bu yeni ülkenin ne kadar kuralcı ve aynı zamanda ne kadar saygıdeğer olduğunu hatırlatıyorlar. "Onlar da bu doğanın parçası," diyerek onların varlığını kabul ediyorlar. Sivrisineklerin de yaşama hakkına saygı duyacakmışız. Bu yasakların ardında yatan düşünce, sanki bizden sadece doğayla değil, aynı zamanda kendimizle de barışmamızı istiyor.
Normal dünya zorba bir yer, yabancı maddeler derhal sorgusuz yok edilir. Makul olmayan insanların mutlaka icabına bakılır. Öyle ya, işte benim de bu yüzden düzelmem gerekiyor. Düzelmezsem makul insanlar tarafından yok edilmem kaçınılmaz olur.