Ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnız onun dümenini ele almak kafidir... şimdi anlıyorum ki değilmiş... yollar görünmez kayalarla doluymuş... onlara çarpmamak lazımmış... daha fenası cereyanlar varmış ki insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, uzaklaştığını fark etmezmiş ... ta kendisini başka sahillerde düşmüş görünceye kadar...
Fırsatı yakalayana göre hükümdarlık ya halktan ya da şeçkinlerden birinden gelir. Seçkinler halkın baskısına dayanamadıklarında, içlerinden birine saygınlık kazandırıp öne sürerek onu hükümdar yaparlar; ardından onun gölgesinde kabarmış iştahlarını doyururlar. Halk da seçkinlerin baskısına dayanamayınca kendi içinden birini hükümdar yaparak gücünden yararlanır ve kendisini güvenceye alır. Seçkinlerin desteğiyle hükümdarlığa gelen kişi, halkın desteğiyle hükümdar olandan daha zor iktidarda kalır. Çünkü hükümdar olduğunda kendisi gibi güçlü görünen insanlarla bir arada bulunmak zorundadır ve istediği gibi ne buyruk yağdırabilir ne de insanları evirip çevirebilir .