·
Okunma
·
Beğeni
·
19.652
Gösterim
Adı:
Hükümdar
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
136
Format:
Ciltli
ISBN:
9789944883764
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları , Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi
Niccolò Machiavelli (1469-1527) : Siyaset kuramcısı, tarihçi, yazar ve bir devlet adamı olan Machiavelli, Hükümdar, Konuşmalar ve Floransa Tarihi adlı kitaplarıyla tanınmıştır. En ünlü yapıtı olan Hükümdar'da temel düşüncesi ülkesinin işgalden kurtulması ve tek egemenlik altında toplanmasıdır. Bu düşünce etrafında güçlü bir iktidarın nasıl oluşturulabileceği ve ne şekilde sürdürülebileceğini ele alır. Egemenlik, askeri güç, ruhban sınıf, bağımsızlık, devlet-birey-özgürlük ilişkilerini irdeleyen politik bir başyapıt olarak dikkati çeken Hükümdar, aynı zamanda 'İtalya'yı barbarların elinden kurtarmaya çağrı'dır. Machiavelli'nin şiirleri, öyküleri ve oyunları da İtalyan edebiyatının eşsiz örnekleri arasında yer alır.
128 syf.
Niccolo Machiavelli, Prens kitabını yazdığı dönem "ahlaksızlıkla" suçlanmıştır. Okuyan çoğu insan da bunu düşünebilir. Çünkü siyasetle ilgili "zafere giden yolda her şey mübahtır" mantığını savunuyor. Bu ahlaksızlık ve bencilce geliyor ama siyasetin veya iktidarın yegane ahlakı iktidarda kalmak ve bunun devamını sağlamaktır görüşünde. Çoğu siyasetçinin başucu olabilecek nitelikte bir kitap. Makyevelizmi daha iyi anlayabilmek için bu kitabı okumak istedim. Ama çok daha fazlasını bulduğumu düşünüyorum. Tavsiye ederim.
150 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Amaç uğruna her şey mübah mıdır? Amacın ulviliği yapılan ahlaksızlığı örtmekte yeterli midir?
Ahlak ile siyaset yanyana gelebilir mi?
Ahlak ile yakalanamayan siyasi başarı, ahlaksızlık ile yakalanabilir mi?
Peki, amaç için her şeyi mübah görenlerin asıl amacı, kendi hükümranlıklarını korumak mı yoksa halkın refahını düşünmek mi? Makyavel düşünce sistemi ve kafamda deli sorular…


Niccolo Machiavelli, dönemin yöneticisine ithaf olarak Prens'i yazıyor. Bir nevi nasihat ve siyasi rehber kitabı. Prens,  nasıl olmalı, kaç tür prenslik var, prensliğin yapıları, hangi prenslik daha uzun ömürlü olur gibi yönetime dair bir çok konuda görüşünü paylaşıyor. Prens denildiği için aklınıza Kralın oğlu olan prensler gelmesin. Sanırım Machiavelli, Prens'i iktidarda olan herkes için genel bir tabir olarak kullanıyor. Yani ona göre Padişah da prens, Kral da prens, Papa da prens, Feodel liderler de prens…


Machiavelli, bu kitabı ile bizim alışageldiğimiz bazı tanımların dışına çıkıyor. Etik, ahlak, erdem gibi kavramların her birine bizim alıştığımızın dışında anlamlar yüklüyor.

“  Devletin yararına olacaksa prens acımasızlığa ve dürüst olmayan yollara başvurabilir. Ama erdem gibi, erdemsiz davranışlar da, kendi içinde bir amaç değil, amaca götüren birer araçtır. Prensin her eylemi, taşıdığı ahlaki değer açısından değil, devlet üzerindeki etkisi ışında değerlendirmelidir.”

Yani söz konusu devletin bekası ise yalancı olabilirsin, hile yapabilirsin, acımasız olabilirsin. Ahlak dışı olarak yaptığın şeyler de birer erdemdir, çünkü onlar seni amaca götüren birer araçtır. Amaç ne idi? Devletin bekası, halkın refahı?  Buradaki alt metnin ne olduğuna sizler karar verin.


Yine akıllı bir prensin erdemli gibi davranmasının uygun olacağını da söylüyor. Bu sayede halkın nefretini kazanmayacaktır. Machiavelli, yöneticinin halkın nefretinden kaçınmasını defaatle ikaz etmiş.
Her üç beş sayfada bir “Aman ha halkın nefretini kazanmayasın.” ikazları bir yerden sonra kulağımızda çınlamaya başlıyor. Buradan anlaşılıyor ki Machiavelli halkın nefretinden korkuyordu, rüzgarın esiş yönüne göre yön değiştirdiklerini düşünüyor ve buldukları yeni bir güç karşısında elbette nefret ettikleri yönetimi alaşağı etmek isteyeceklerini biliyordu.


“İnsanlar hakkında genelde denebilir ki, nankör, değişken, sinsi, tehlike karşısında korkak ve para canlısıdırlar; onlara iyi olduğun sürece seninledirler; daha önce de dediğim gibi, tehlike uzakta durdukça kanlarını, mallarını, canlarını, çocuklarını sana sunarlar, ama o aynı tehlike bir kez boy göstersin senden yüz çevirirler.''


Tüm bunları bildiği için bu konunun üzerinde fazlaca durmuş. Halkın nefreti kazanılmayacak, aynı şekilde sevgisine de ihtiyaç duyulmayacaktı. Bu ikisi de prens için tehlikeli şeyler. Doğru olan ise korku… Halk prensten korkmalı. Nefret ederlerse alaşağı etmek de isteyebilirler,  severlerse iyi, fakat sevgi üzerine iktidar kurulamayacağını, insanların iki yüzlü ve değişken olduğunu bildiği için, şartların ve talihin değiştiği bir dönemde sevginin pek tabii nefrete dönüşebileceğini düşünüyor ve iktidarın böyle gelip geçici bir zemin üzerinde ömrünün de kısa olacağını söylüyor. Dolayısıyla halk üzerinde oluşturulan korkunun, onları kontrol altında tutmanın en etkili yolu olduğunu söylüyor. Çünkü ipler Prens'in elindedir ve halkın vicdanına bırakmamıştır kendini.


“İnsanlar kendi iradeleriyle sevdikleri ve prensin iradesiyle korktukları için, bilge bir prens, başkalarının olanı değil, kendinin olanı temel almalıdır; yalnızca, belirtildiği gibi, nefretten uzak durmaya gayret göstermelidir.”


Yani anlaşılacağı üzere akıllı bir Prens işini şansa bırakmamalı, aklıyla ve gücüyle iktidarının selameti için uğraşmalı ve bunun için de ne yapması gerekiyorsa çekinmeden yapmalı. Yeter ki yaptığı eylem, iktidarını tehlikeye sokacak bir şey olmasın. Etikmiş, değilmiş ya da insancılmış, değilmiş bunların hiçbir önemi yok. Ne de olsa gaye amaca ulaşmak. Amaç ne idi? Halkın ve devletin ref..  ( kalbim sıkıştı, devamını getiremiyorum.)


Anlaşılacağı üzere kitap, sahtekarlığın, iki yüzlülüğün, hilekarlığın el kitabı. Ama kafamı kurcalayan bazı şeyler de var.  Jean Jaques Rousseau Toplum Sözleşmesi’nde Prens’i “cumhuriyetçilerin kitabı”, Machiavelli’yi ise “dürüst bir insan, iyi bir yurttaş” olarak nitelendiriyor, onun “krallara öğüt verir gibi görünüp halklara büyük öğütler” verdiğini belirtiyordu. Ön söz de denk geldiğim bu bilgi kitabı ve Machiavelli'yi daha ince sorgulamam için bir neden oldu bana ama yine de net bir kanıya ulaşamadım. Çünkü kitap zalim bir yöneticinin elinde şeytani güçlere dönüşebilecek potansiyele sahip.  Yine de dönemin İtalyasını göz önünde bulundurunca, ortaçağdan henüz çıkmış milyon tane şehir devletinin mantar gibi bittiği bir coğrafya. Bu da beraberinde kaos ve felaketleri getiren bir durum. Çünkü horozu çok olan köyün sabahı geç olurmuş. Sürekli bir kargaşa, değişen iktidarlar, sırtlara yenilen hançerler… Machiavelli'de böyle bir coğrafyada en azından istikrarlı ve güçlü bir devlet olsun diye Medici ailesine bu nasihatnameyi yazmış olabilir. Ya da tam tersi, onlara yaranmak için de yazmış olabilir. Yani demem o ki,  eğer bu kitap halis niyetlerle yazılmış ve yöneticilerin ipliğini pazara çıkarmak için, Machiavelli’nin, Medicilere yaptığı bir troll ise ben de kabulü vardır. Ha yok altında herhangi başka bir anlam barındırmadan, doğrudan anlaşılan niyet ile yazılmışsa Şeytanın Kitabı benzetmesini sonuna kadar hak ediyor.


Son olarak kitap gayet anlaşılır ve sade. Politik ve felsefik bir temaya sahip olmasına rağmen herkes tarafından kolayca anlaşılacak bir üslup ile yazılmış. Yalnız bir çok tarihi örnek ve gönderme var. Bu örneklerin geçtiği olayları bilmediğim için sıkıldım ve kitaptan kopmama sebep oldu. Bunun haricinde kendini okutturan bir kitap. Merak edip okumak isteyen olursa Makyavel olmayacağınıza güveniyorsanız okuyun derim. :)


Keyifli okumalar.
  • Toplum Sözleşmesi
    8.4/10 (362 Oy)402 beğeni1.363 okunma953 alıntı12.561 gösterim
  • Deliliğe Övgü
    7.9/10 (491 Oy)518 beğeni1.809 okunma1.625 alıntı25.715 gösterim
  • Komünist Manifesto
    8.5/10 (597 Oy)643 beğeni2.516 okunma685 alıntı26.158 gösterim
  • Don Quijote
    8.6/10 (1.091 Oy)1.078 beğeni4.579 okunma1.773 alıntı23.302 gösterim
  • Dörtlükler
    8.7/10 (1.027 Oy)1.065 beğeni3.496 okunma2.384 alıntı19.966 gösterim
  • Devlet
    8.4/10 (1.044 Oy)1.208 beğeni4.253 okunma1.917 alıntı27.862 gösterim
  • Savaş Sanatı
    7.9/10 (1.320 Oy)1.123 beğeni3.864 okunma1.387 alıntı24.946 gösterim
  • Utopia
    8.3/10 (952 Oy)980 beğeni3.475 okunma1.628 alıntı21.237 gösterim
  • Aşkın Metafiziği
    7.4/10 (551 Oy)483 beğeni2.015 okunma1.139 alıntı19.341 gösterim
  • Nutuk
    9.6/10 (2.360 Oy)2.468 beğeni6.323 okunma1.620 alıntı38.495 gösterim
229 syf.
·18 günde·Beğendi·5/10
Bu kitapla ilgili söyleyebileceğim beğeni cümleleri en çok kitabın düzenleniş, yayına hazırlanış şekliyle ilgili. Günümüzde yayınevleri çok fazla kitap çıkarıyor, birçoğu çok fazla okunuyor. Ama çeviriler kötü değilse bile kitap ile ilgili bilgiler kitaplara eklenmiyor, kimilerine önsöz bile yazılmıyor, okurlara bir ön okuma kitapla ve yazarla ve dönemle ilgili ufak ipuçları vermek zahmetine girmiyor ne çevirmenler ne de yayına hazırlayanlar. Ön okuma metni hazırlayan yayınevlerinin kitaplarını ayrı ayrı çok seviyorum. Çünkü yalnızca ana metni okumak, altı çizili o büyülü cümleleri bulmamıza her zaman yetmiyor ve ufak yönlendirmeler bu konuda çok iş görüyor.

Kitap öncelikle kitabın çevirmeni Vahdi Hatay'ın önsözü ve ardından Fransızcaya çeviren Amelot de La Houssaye'in önsözü ile başlıyor.

Fransız tarihçi Houssaye önsözünde insanların genelde Makyavel'i okumadıklarını, okuyanların da birçoğunun onu anlamadığını söylüyor. Dinsiz olmadığını söylüyor, bunu savunabilecegini ama bundan çıkarı olanların bunu yapmasını tercih edeceğini söylüyor. Sonrasında Frederik buna karşılık: "Bir adam dünyaya cinayet ve zehirleme dersleri veriyor, mütercimi ise onun dindarlığını ağzına almaya kalkışıyor !" diyerek eleştiriyor. Kitap diziminde Makyavel'i savunan Houssaye ve Büyük Frederik'i onun ardına koyan okunması çoğalması gerektiğini söyleyen Voltaire'in önsözü ard arda. Sanki sırtlarını bu önsözlere dayamışlar gibi. Ayrıntılı bahsettim belki ama çok beğendim böyle olmasını. Bir şeyi eleştirisiyle birlikte okumak ikisi arasında git gel yaşamak gayet keyifli.

Frederik: " İnsanlığı mahvetmek isteyen bir canavara karşı onun savunmasını cesaretle üzerime alıyorum; panzehir hemen zehirin yanında olsun diye de eser hakkındaki düşüncelerimi Makyavel'in her bölümün sonuna ekledim." diyor gururla. Voltaire de bunu çevirmek ve herkese okutmak ile görevli görüyor kendini.

Ben de kitabı bölüm bölüm Makyavel ve çürütülme denemesi şeklinde okudum. Bu biraz zahmetli yorucu bir okuma oldu. Ama Frederik birebir yorum yaptığından böyle okumak şarttı.

Makyavel aslında hükümdarın nasıl olması gerektiğini anlatmıyor örnekler ile düşüncelerini temellendiriyor ve dayanak buluyor söyleyeceklerine. Kendisi hiç söylenmemiş, hiç yaşanmamış bir şeyi ortaya koyuyor değil. Kitabın başında verilmiş mektuba göre Makyavel bu kitabı Laurent Medicis'e hükümdarlıkta kolayca yükselsin ve orada kalabilsin diye yazmış.

Makyavel ile ilgili hep aynı eleştiriler yapılır, mübah kelimesi kesin kullanılır bu eleştirilerde , hiç kimse okuduğundan bahsetmez tanıtım yazılarından yararlanır genelde bu da beni hiç memnun bırakmaz.

Bence Makyavel'in yazdıklarının eleştirilmesinde ana sebep orantısız olması, hatta bir yöne yatmış bakış açısı. Çünkü Makyavel kendine belli düşünceler seçmiş onları destekleyecek örnekler bulmuş. Kötü örnekleri kötü adamlarla örnekleyerek iyi bir sonuca varmaya çalışmış. Makyavel yalnızca kendini kanıtlayacak olan kısımları almış kalanları yok saymış. Evet insan nankördür ama nankör olmayanlar da vardır, evet insan iki yüzlüdür ama dürüst olanları da vardır, evet insan en çok korkudan eğilir ama başkaldıran cesurlar da vardır. Zaten bu böyle olmasa dünya devrilirdi bir yana doğru, dünyayı dengede tutun bu zıtlıklar değil mi?

Makyavel'in anlatımını çok kuru buldum. Söylediklerine ikna etmek amaçlı verdiği örnekleri herhangi biri tamamen anlayamaz bence daha ayrıntılı aktarılsa herkes için anlam ifade ederdi. Sonra çok dar kapsamda kalmış, yönetimi yalnızca insanların kötü olduğu ve hükümdarların da kötü olması gerektiği düşüncesine göre inşa etmiş. Bu da onu sürekli zorba ve dinsiz olarak eleştirmelerine yol açmış. Verdiği örneklerin de öyle çok kapsamlı olduğu yok, mesela defalarca Borgia'dan bahsediyor. Aslına bakılırsa verdiği bu örnek kişilerin de sonu hep felaket olmuş. Sonrasında her sayfada yeni bir şey söylemediğinden sürekli tekrarlayan kalıplar sıkıyor insanı. Onu okuduğumda birçok hak verdiğim cümlesi oldu ama Frederik'i okuduğum zaman onun fikirlerinin ne kadar olgun ve kapsamlı olduğunu gördüm. Makyavel güzel cümleler kuruyor ama ilerisini çok da düşünmüyor. Ileriyi görme, başka varsayımlarda bulunma marifeti pek yok. Nasıl ki bu hükümdarlar için çok kötüdür diyor aynı şekilde kendi yazısı için de bir başarısızlık örneği.

Frederik'in Çürütme Denemesi çok daha zihin açıcı. Makyavel'in yazdıkları mantıklı gibi gelecekken Frederik onun söylediklerini yerle bir ediyor. Çok çok az bir yerde Makyavel'e katılsa da genelde her öğüdünü yanlışlıyor. Frederik akıl verebilecek kadar yetkin en azından Makyavel'e kıyasla ancak o da eleştirme işini öylesine abartmış ki bir zaman sonra sıkıcı olmuş. Çünkü 100 sayfalık bir kitaba 150 sayfalık bir eleştiri yazmış. Düşünceleri hem fikir hem ahlak açısından her seferinde tekrar tekrar yorumlamış. Bir zaman sonra hükümdarla ilgili dediklerinde olduğu gibi ahlakla ilgili sözleri de sürekli tekrar ediyor. Bir çürütme tezi ancak bu kadar kitap yazarının kişiliğine indirgenebilirdi. Bu sebeple bir zaman sonra fikri bir şey katmamaya başlıyor. Metni okurken de fark edilen bir şey var ki o da Frederik sanki Makyavel'in karşısına geçmiş de onu azarlar gibi.

Çürütme Denemesi ile birlikte okuma yapmak hem doyurucu hem yorucuydu. Ancak yine söylemek isterim ki kitap hazırlanış şekli ile dolu doluydu. Ben çok iyi bir okuma yaptığımı hissediyorum.

İyi okumalar!
128 syf.
·3 günde·9/10
Kitap, Machiavelli'nin dönemin prensine hitaben yazdığı ve rapor niteliğinde bir eser.
Eserinde prens nedir, kaç tip prenslik vardır, bunların artı ve eksi tarafları nedir sorularından başlayarak bir prensin dikkat etmesi gerekenler, taşıması gereken özellikler ile kaçınması gereken tüm davranışlar açıklanmış.
Öncelikle eserin dilinden başlayayım... Eserin giriş bölümünde Machiavelli'nin de belirttiği gibi bu edebi bir eser değil ve sadece içeriği ile eserin değer görmesi için çok basit ve yalın bir dille yazılmış bir kitap.
İçeriğine gelecek olursak.. Her ne kadar "prenslerin el kitabı" tarzında olsa da aslında hem günümüz politikacıları için hem iş yerlerinde büyük ya da küçük gruplarda insan yöneten kişiler için hem de kişisel sosyal ilişkilerimizde kullanmak üzere çok güzel tüyolar mevcut. Etik anlamda pek çok noktada sorgulamaya açık bir kitap çünkü "başarıya giden yolda her yol mübah" ifadesi var. Ancak günümüzde yazılmış olan kişisel gelişim kitaplarından daha dürüst geldi bana. Çünkü günümüz kişisel gelişim kitapları toz pembe bir dünyayı baz alarak "iyi düşünün iyi olur" mesajı verirken çok da gerçekçi olmuyorlar. Öte yandan Prens, gayet kurtlar sofrası bir dünyada nasıl başarı olunabileceğini oldukça gerçekçi resmetmiş.
Bu önerileri yaparken de o dönemin (ve daha öncesinin) tarihi olaylarından da çokça faydalanmış. Tarih kitaplarında gördüğümüz "Fransa savaşı kazandı" gibi bir ibarenin altını doldurarak hangi ortamda neleri iyi yaparak bu galibiyeti elde ettiğini aktarmış. Bu bağlamda da aşarılı bir araştırma ve inceleme eseridir diyebiliriz.
Kitaba dair beni rahatsız eden tek bir nokta oldu o da "kadın" ifadesinin hakaret olarak kullanılması. Prenslerin "kadınsı özellik" taşımamaları konusunda çokça uyarı var. Ayrıca kitabın sonlarındaki "talih kadına benzer, gerekirse sopayla kontrol edilmeli" cümlesi tahammül sınırlarımı zorladı. Ancak 1500lü yılların kadın ve insan haklarıyla bugünün bilinci farklı... Dolayısıyla bu kitabı da öyle kabul ettim :)
128 syf.
·5/10
Makyavelist düşüncenin kaynağı, 500 yıldır tartışılan ve halen malesef uygulanan fikirlerin bulunduğu kitap yazarın ölümünden 5 yıl sonra yayınlanmış(1532). O zamanlarda Floransa’da iktidarı eline geçiren Medicini’lere bir nevi yaranmak için yazılmıştır, zira yazarda erdem ve fazilet izine rastlamadığımdan hiç de yadırgamadım.

Yazara göre hükümdarın hükümdarlığını kazanması ve sürdürebilmesi için yapması gerekenler, karanlık ve ilkel ortaçağ düşüncesine göre sıralanmıştır. Bu gün de cahil halkların yönetiminde kullanılan bu yöntemler aslında çok basittir, şöyle ki: Güçe ulaşmak için her yol mübahtır, dini kullan ve en dindarı gibi görün, kahraman gibi görünmek için efsaneler uydur, düşmanlar besle sonra da yok et, herşeyi halk için yapıyormuş gibi görün ama kendin ve gücün için yap vs. ( Ne kadar tanıdık değil mi? )

Avrupa; yazarın çağında paramparça olmuştu, irili ufaklı derebeylikleri ve ülkelerden oluşuyordu. Rönesansla başlayan aydınlanma, çeşitli sanayi ve özgürlük devrimleriyle gelişerek demokrasi ve özgürlüklerin yaşandığı, insan haklarına saygılı ülkelerini doğurdu ve birleşme yoluna gitti. Bu gün ironik bir biçimde gelişmiş batı medeniyetlerini eleştiren yobaz doğululardan bir çoğu batıya yerleşmek ve orada yaşamak için her şeyi göze alıyor. Eğer yazar haklı olsaydı bu şekilde olur muydu?

Yazarın bahsettikleri cahil ve ilkel insanın yönetimi için gerekli kuramlardır. Asıl mesele halkın devlet için var olmadığı tam tersine devletin halk için olduğu, demokratik, insan haklarına saygılı ve hümanist bir yönetim şekli geliştirebilmek ve bu yolda çözüm yolları bulabilmektir. İlkel yönetim şekillerini birebir yaşıyor ve kötülüklerini her gün görüyoruz zaten.
150 syf.
·Beğendi·9/10
1990 da MFÖ tarafından seslendirilen Ali Desidero şarkısında ismi ismi geçen Machiavelli ,Siyasete giren herkesin ve iktidar sahiplerinin gücünü korumak için başvurduğu ve mutlaka okuduğu siyasi bir inceleme kitabı.Bana göre çok anlamlı bir sözünü hatırlatmak isterim;
Eğer bir millet iktidarda bulunan kişilerin şerefsizliğini , alçaklığını, hırsızlığını, yalnızca kendi siyasi görüşünden olduğu için görmezden geliyorsa, o millet erdemini yitirmiştir . Erdemini yitiren millet bir gün vatanını yitirir .
128 syf.
·2 günde·9/10
Devrine göre muazzam bir eser.Yazar o kadar kanıtlayıcı ki makyavelizm gibi bir düşünceyi ortaya atıp temellendirmiştir.Hala da etkisi altında kalanlar vardır.(rte) Devleti yöneten prensin duygularına kapılmadan ve acıma duygularını bir kenara bırakarak devleti yönetmesi gerektiğini belirtmiştir. Gerektiğinde bir insanın devlet tarafından öldürülmesinin çok daha fazla insanın yaşamasını sağlayacağını belirterek prense öğütler vermektedir. Temelinde bu görüşlere paralel olarak başka bir bakış açısı da "Amaca ulaşmak için her türlü araca başvurmanın uygun olduğu." savıdır.
112 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
İtalya’nın Floransa kentinde doğan Machiavelli Rönesans döneminde yaşamış ve siyasal alanda aktif görev almış birisi. Floransa'da yaşadığı bu dönemde İtalya, askerî ve siyasal açıdan oldukça kötü bir durumda.1494'te başlayıp 1559'a kadar devam eden 65 yıllık yoğun bir savaş dizisi var. Fransa ve İspanya'nın İtalya toprakları üzerinde işgali ve savaşı söz konusu. Bu güçlü devletlerin işgali yetmezmiş gibi özellikle Venedik Cumhuriyeti ve Roma Papalık Devleti başta olmak üzere İtalya içerisindeki diğer güçlerde birbirleriyle çatışma halindeler. Herkesin çıkarları doğrultusunda birbiriyle savaştığı ya da birbirini desteklediği bu siyasi bölünmüşlük ortamı beraberinde iktidar kavgalarını ve ekonomik olarak çökmüş bir toplumu da ortaya çıkarıyor. Machiavelli bu kargaşayı sona erdirecek ve İtalya'da birliği, bütünlüğü sağlayabilecek bir hükümdar arayışındadır. Bu hükümdarı Medici ailesinden Lorenzo olarak görmüş ve bu eseri 1513 yılında ona ithafen yazarak önerileri doğrultusunda İtalya'yı ayağa kaldırmasını beklemiştir. Eser içerisinde hem o dönemdeki güncel olaylardan hem de tarihteki Roma, Yunan imparatorları ve Büyük İskender gibi hükümdarlar üzerinden örnekler veriyor. Türklerin eyalet ve ordu yönetiminden övgüyle bahsediyor. Eserin bir bölümünde de Türklere kafir diyor; dinime söven Müslüman olsa.

Machiavelli'nin yaşadığı ve eserlerini yazmış olduğu tarihten bu yana beş yüz yıl geçmesine rağmen fikirleri, siyasi alanda hala güncelliğini koruyor. Demek ki insan ve insan yönetiminde pek de önemli değişiklikler yaşanmamış uzun yıllardır. Machiavelli devlet yönetimini ve bir hükümdarın nasıl özelliklere sahip olması gerektiğini çözmüş ve bu eserinde, başarılı bir idare için gerçekçi yaklaşımlarla stratejik çözüm önerileri sunmuş. İktidarın nasıl oluşturulup korunacağı, hükümdarın egemenliğini halkı üzerinde ve diğer devletler üzerinde nasıl sağlayabileceğini anlatıyor.

Kitabın yazıldığı dönem ve o dönemde yaşanan insanca olmayan olaylar düşünüldüğünde, Machiavelli'nin, demokrasi ve insan haklarından söz etmesi beklenmemeli. Günümüzde, sunduğu önerilerin onda birini yapan hükümdara rahatlıkla faşist, diktatör diyebiliriz. Fakat bu öneriler o çağın çerçevesinde değerlendirilmeli.

Güzel bir tarih ve siyaset bilimi kitabı olduğunu düşünüyorum. İyi okumalar...
136 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Nıccolo Machıavelli Hükümdar 112 sayfalık bir kitap. Kısa olmasına karşın oldukça önemli bilgi ve tespitlere haiz bir kitap. 1500'lü yıllarda yazılmış olması nedeniyle o dönemin örnekleri ile dolu. Bu sebeple kitaptaki yaklaşım ve tespitleri günümüzdeki iktidarlar ile düşünmek doğru olacaktır.

Herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Siyaset kademesinin tümü en ufak mahalle temsilcisinden cumhurbaşkanına kadar olan herkes okumalı bu kitabı ki İdeal sisteme doğru önemli bir adım atılmış olsun.

İnsan-yönetici -devlet sarmalını açıklayıcı bilgiler mevcut. İdeal bir sistemin ipuçlarını görebilmek mümkün. Önemli yaklaşım ve tespitleri içinde barındırdığını söylemiştim. Hükümdarın iktidarını korumasını yolu halkının gönlünde yer edinmektir. Sık sık bu şekilde ifadeleri barındırıyor.

Günümüzde Ortadoğu'yu ve Ortadoğu'da halk ile yöntemler arasında yaşananları düşündüğümüzde ne kadar da doğru bir tespit olduğunu görüyoruz. Yine ekliyor Machıavelli, "Hükümdarından nefret eden halka destek olan dış güç hiç eksik olmaz" diye. Bugün Ortadoğu'da idareciler halk ile barışık olsa düşman bu ülkelere girebilir mi??

Hükümdarın çevresini kuşatan danışmanlar, yardımcılar ve bakanlar içinde bir kaç söz ediyor Machıavelli, "Hükümdarın seçtiği bakan hükümdarın akıllılığını gösterir" diyor. Yine ekliyor, "Hükümdar sorunları doğmaya başladığı andan itibaren görmelidir. Sorunlar herkes tarafından görünmeye başlanıldığında yapacak bir şey kalmaz." Bizde ise ateş evi sardığında ancak yangının çıktığını görüyoruz. Böyle olunca da hala daha kurumsal bir devlet işleyişine sahip olamıyoruz.
136 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Siyaset bilimi için bir başyapıt deniyor bu kitaba. Ancak ben günümüz için örnek bir eser olduğunu düşünmüyorum. Sadece kendi dönemi için başucu eseri bence. Ki "Zafere giden yolda her şey mubahtır" mantığı çok duygusuzca. Bazı kitaplar gibi tüm çağlara uymuyor yani.

"Hükümdar halkın sevgisini kazanmışsa darbelerden korkmamalı, ama halk onu düşman görüyor ve ondan nefret ediyorsa her şeyden ve herkesten korkmalıdır. İyi bir düzen kurmuş devletler ve erdemli hükümdarlar, seçkinleri kırmamaya, halkın beklentisine yanıt vermeye ve onu mutlu etmeye özen göstermişlerdir."
Ahlâki hayalcilik ile hakikatin acı fakat bariz durumuna yönelik bir pusula olma görevi üstlenen Prens, müellifi Niccolò Machiavelli’nin Lorenzo de Medici’ye sunduğu hacimli eseridir. On beşinci yüzyıl sonları ile on altıncı yüzyıl başlarında Floransa kent devletinin ikinci dereceden diplomatı olan fakat Papalık ile Fransa arasındaki rekabette Floransa’nın kaybeden tarafa oynaması sonucunda bakanlık konumunu kaybeden Machiavelli’nin bu eseri, açıktan iktidara oynama hevesi olarak algılanır. Machiavelli, 1512 tarihli Prens’te aynı anda hem ahlâki kaygıları bir tarafa bırakıp hedefe odaklanmayı vazeden duruşuyla siyasi mecrada kirli ellerin meşruluğuna cevaz veriyor hem de Lorenzo de Medici’nin şahsında tüm iktidar mekanizmalarına Nihilist prens karakterini idealize ediyordu. Onun bu girişimi kendisine bir yandan ilkesiz, entrikacı, düzenbaz gibi yaftalamalar kazandırıyor, diğer yandan da olması gereken ile olan arasındaki ince çizgiyi berraklaştırmayı başaran realist kimlik atfediyordu.

İktidarı ele geçirmenin değil, daha çok onu elde tutma marifetinin tavsiyelerini içeren Prens, yirmi altı bölümden oluşur. Her bir bölümün toplamda hale etkisi yarattığı eserin 1-11. bölümleri farklı prenslik türlerine yönelik incelemeleri içerir ve bu esnada incelenen prensliklerin başarılarının talihten ziyade fırsatları avantaja çevirmelerine dayandığı anlatılır. 12-14. bölümler, Prens’in orduları tanımlama gayretine giriştiği fakat bunu yaparken savaş merkezli değil, ordu gücünün salt işlevsel -hatta açık şekilde pragmatist- muhtevasına yönelik tanım ve tavsiyeler barındırır. Bu bölümler, paralı ordu, -destek kuvvet olması noktasında- yardımcı ordu ve temelde kıvrak savaş pratiğine maruf prens/prensliklerden örneklerle eserin genel maksadından kısmen bağımsız noktaları içerir. 15. bölüm, devamındaki dokuz bölüm ile birlikte, tarihin Prens’e acımasızca davranmasına sebebiyet verecek içeriği taşır. Bu bölümlerde, o ana değin nispeten tanımlama ve ‘olanı ortaya koyma’ güdümünde ilerleyen eser, yirmi dördüncü bölüme kadar soluksuz bir ‘olması gereken’ tipolojisi sunmaya başlar.

Her bir bölümün temelde neleri içerdiğine yönelik etraflıca analizlere ve tartışmalara tekrar döneceğim, fakat 15-24. bölümlerin politikayı ahlâktan koparmaya yönelik girişimi oldukça önemlidir. Bu girişim, tereddüt edilmeksizin soyunulan ve nihayetinde çok uzun yıllar boyunca gölgesinde yaşanan Hıristiyan etiğinin, Pagan Roma’nın kamusal etiği karşısında aldığı mağlubiyet yetmezmiş gibi, onu içselleştirmeye ve kabullenmeye yönelik radikal bir girişimdir. Bu bölümlerin önemi, yurttaşların ülkelerine hizmet etmeleri söz konusu olduğunda inançlarını –alenen ruhlarını- satmayı normal gören ifadeleri ve hiç olmazsa bu vazgeçişten dolayı üzüntü duyması beklenen Machiavelli’nin ortada herhangi bir trajik durum göremediğini söylemesiyle ikiye katlanır. Her ne kadar Rousseau bu ifadelerin Machiavelcilere yönelik açık bir yergi olduğunu düşünüp aynı fikirde olmasa da, zannımca bu bölümler tam da ideal Machiavelci karakteri inşa eder. Kim bilir, belki de Prens’i Hitler’in başucu kitabı yapan da tam olarak bu görüşlerdir.
Eserin 24. bölümüne gelindiğinde, takip eden 25. bölümle birlikte gelinen noktaların İtalya’ya uyarlaması başlar. Önceki bölümlerde eteğindeki taşları döken Machiavelli’nin Prens’i, hızını tekrar alçak tutarak prenslerin yaptıkları hataları ortaya koyar ve bundan alınması gerekilen derslerin geride bırakılan yirmi dört bölümde barındığını ima eder. Bu ortaya koyuş bir kronolojik düzlem üzerinde gerçekleşmez, aksine ilk on bir bölümde çerçevesi çizilen ideal yöneticinin İncil’deki metaforik anlatımlarla da desteklenen kurtarıcı olduğu yönündeki bildik söylemi tekrar eder. Diğer yandan ilk on bir bölümde ortaya çıkmayan kurtarıcı aktör, yirmi altıncı bölümde Medici ailesi olarak ilan edilir. Bu ilan ediş, doğru uygulanan şiddet ile yanlış uygulanan gaddarlığı birbirinden ayırabilme yeteneğine sahip olduğu söylenen Medici ailesine bir de şiddetin ekonomik kullanım tekelini de bağışlar. Tüm bunlar, Prens’in şiddet içeren araçları kullanmayı dikte eden ve bu vesileyle siyaset biliminin meşum sonuçlarıyla yüzlememizin arasına mesafe koyan tutumunun da delilidir. Bu deliller paradoksal şekilde hem ‘eli kanlı Machiavelli’ olmayı hem de kimsenin Machiavelli’den daha az Machiavelci olamayacağını da beraberinde getirir. Bu durum ahlâki değerlerin olmaması gerekliliğine yönelik eleştirilere karşı bir itirazı barındırırken göz ardı edilemeyecek bir de ‘’ama’’ taşır. Kırılmayı oluşturan da budur.

Kırılmanın ana hatları Prens’in açıkça iktidarda kim oturuyorsa ona öğüt vermeye soyunma girişimiyle, o ana değin tarihsel süreçte yaşanmış olan taht kavgalarının Prens’i haklı çıkarmış olması arasındaki gidiş gelişlerden doğar. İlk on bir bölüm, farklı birçok prensliklerin olduğunun izahına girişirken prenslere amaçları konusunda çok az şey söyler. Onun mottosu, daha çok amaca yönelik araçlar üzerinde yoğunlaşır. Ona göre soydan geçme prenslikler, karma prenslikler, yardımcı kuvvet ve/veya hasbelkader kazanılan prenslikler, sivil prenslikler ve kilise prenslikleri gibi birçok prenslik vardır ve üzerinde mürekkep akıtılmaya değer olanlar, güç tekelini yerinde ve tek seferde kullanmayı başarıp otoriter hükümranlığı sağlayabilenlerdir. Açıkça söylediği şey, şiddeti yerli yerince kullanmayı beceremeyen iktidarların ellerini silahlarından –kılıçlarından- hiç çekmemek zorunda olacakları, dolayısıyla sürekli bir tedirginlik içerisinde kalacaklarıdır. Soydan geçme ve kilise prensliklerinin sırtlarını yasladığı bir geçmiş bağın varlığıyla rahat bir nefes aldığı gerçeğini ıskalamayan Machiavelci Prens, kendi gaddarlığını imal etmeyen diğer prensliklerin ise er ya da geç “aslan ve tilki” olmayı başaran prenslikler tarafından lağvedileceğini vurgular. Burada Prens’in argümanları da dikkat çekicidir zira onun prenslere atfettiği ‘aslan’ ve ‘tilki’ benzetmeleri kadar kutsal kitaptaki Musa örneği de takdire şayandır. Aslan, kendisini herhangi bir tuzaktan koruyamaz, bununla birlikte tilki de kurttan sıyrılma noktasında maharetsizdir. Gereken hamle, yerine göre aslan olmak, gerektiğinde ise tilki olmakta saklıdır. Bu tarz bir argümanın Musa örneği ile desteklenmesi de ilginçtir zira Tanrısal kudretle desteklenen ve ahlâki söylemin aktörü olan Musa’nın da kendisine inanmayanlar üzerinde yer yer başvurduğu silahlı mücadele tarzı, Prens’in şiddet kullanma kılavuzluğuna da önayak oluşturur. Takip eden bölümlerde ordu ve şiddet arasındaki bağı ölçülü tutan Prens’in, şiddeti sivillere, yurttaşlara yönelik uygulamanın da nefret kazandıracağını ve prenslere karşı ayaklanma ihtimalini kuvvetlendireceği iddiaları da onun bir yandan da olabildikçe gaddarlık karşıtı duruşunu temsil eder. Dolayısıyla Prens’in bütünü, bizi zorunlu olarak başka bir tartışma alanına dâhil eder: hangi araç, hangi amaçlara yönelik ne tür bir kullanım ile “meşru” olur?

Bu tarz bir tartışmaya girişmek ile Prens’i, dolayısıyla Machiavelci duruşu sorgu masasına oturtup hiçbir soru sormadan, yalnızca ondan kendisini anlatmasını beklemek aynı anlama gelir. Çünkü başlangıçta da ifade ettiğimiz gibi Prens’in kendisini iktidara yakınlaştırma girişimi ile yazıldığı ve bu girişimlerin kapsamına her türlü şiddet ve mezalim tavrı, ölçüsüzlüğü dâhil ettiği açık olsa da onun tuttuğu yolun şiddeti uygulamak değil, uygulamak zorunda kalma durumunda nasıl bir ölçü tutturulması gerekliliğine yönelik araçsallığı kapsadığı da apaçıktır. Benzer şekilde, söylendiği gibi Prens’in ürküntü veren içeriği onun siyasal portresinin esaslarını oluşturuyor olsaydı, uzun yıllar boyunca ülkesinin iki numaralı diplomatı görevinin de bu şiddet üzerinde yürütülüyor olması beklenirdi. Oysaki tarih, talihi dışlayarak gerçeklerle yüzleşmeyi gerektirince, Prens’in de çizgisi iktidarı elde tutma metotlarını deşifre etmek ve cumhuriyetçi rejimlerin bile önünde sonunda iktidarı elde tutma yoluna başvuracakları gerçeğini çırılçıplak ortaya koymaya doğru evirilmiştir. Cumhuriyet gibi farklı aktörlerin uzlaşı ile yönetimde pay sahibi olmayı önceleyen rejimlerin bile kirli eller sorunsalına dâhil edildiği bu yeni iddia, kendi içerisinde haklılıklar taşıyor olsa da iktidarı elde tutmak için kullanılan araçların şiddeti içselleştirip ahlâkçılığı dışlamayı gerektirmesi ile yeni bir çıkmazı da doğuruyor: iktidarı sürdürmek için başvurulan yöntemler terörizmi gerektiriyorsa, ‘terör’ yaftalamasını nasıl izah edeceğiz? Her başarı kendi haklılığını doğuruyorsa –ki bu Prens’in iddiasıdır- sansasyonel eylemler ile başarı elde eden grupların damgalanmasını ve sapma eğiliminde olduklarına yönelik güncel ithamları nereye bırakacağız? Elbette bu sorular havada kalmaya adaydır ancak zorlama bir gayret ile Prens bu engellerin arasından da kıvrak manevralar ile sıyrılmayı başarır. Onun manevrası, kötü insanların kötülüğü öğrenmek gibi bir kaygı taşımadıklarını, içsel dünyalarında bunun yeterince var olduğu üzerine şekillenirken, siyasetin iyi amaçları bazen kötü araçlarla elde ettiği gerçeğini ispat etmesiyle iyice kıvraklık kazanır.

Galip bir prense ithaf edilmekle başlayan serüven, bugün Machiavelli’yi ve Prens’i siyasal sosyolojik alanda nerede konumlandırmak gerektiğine dair muammayı taptaze tutmayı sürdürürken itiraf edilmeyi bekleyen gerçeklerle de burun buruna getirir. Prens, siyasetin farklı uzlaşılar gerektirdiğini ilan ederken bu uzlaşılara o güne değin eklenmemiş ahlâki değerleri pasifleştirip demi yumruğu bilemeyi ekleyerek bir bakıma bilmeye de cüret etmiş oldu. Ne yazık ki onun bu cüreti, kendisine aynı zamanda şöhreti ve kötü talihi bir arada kazandıran bir girişim olmayı da ihmal etmedi.
132 syf.
·Puan vermedi
16. yüzyıl başlarında yazılmış Hükümdar(Il Principe) kitabı tarihçi, yazar ve bir devlet adamı olan Machiavelli’nin çöküşte olan İtalya’yı kurtarmak için çözüm yolları arayışını ve bu arayışta elde ettiği bulguları düzenli ve kurgusal biçimde anlatımını konu alıyor.

Kitapla ilgili yazımız : http://1cay1kitap.com/hukumdar/
İnsanlar o kadar safdildirler ve anın gereklerine öyle kölece boyun eğerler ki, aldatan kişi, her zaman aldatılmaya hazır birisini bulacaktır.
Başkasının güçlenmesine neden olan kişi, kendi yıkımına yol açar; çünkü o güç, ya becerinin ya zor kullanmanın sonucudur ve güçlü hale gelmiş kişi için bu iki nitelik de kuşkuludur.
Devlette ortaya çıkan hastalıklar önceden görüldüklerinde çabuk iyileştirilirler; ama bu hastalıkların görülmesi ve herkesin görebileceği şekilde büyümelerine izin verilmesi durumunda, artık herhangi bir tedavi söz konusu olamaz.
Özgür yaşamaya alışmış bir şehre egemen olup onu yok etmeyen kişi, o şehir tarafından yok edilmeyi bekleyebilir; çünkü böyle bir şehre, ayaklanmada, özgürlük ruhu ve eski düzen, her zaman sığınak olur; ne geçen sürenin uzunluğu ne yapılan iyilikler, özgürlük ruhunu ve eski düzeni unutturamaz.

Cumhuriyetlerde daha büyük bir canlılık, daha büyük bir nefret, daha fazla intikam arzusu vardır; insanlar eski özgürlüğünü unutmazlar, unutamazlar; öyle ki, en güvenilir yol bu cumhuriyetleri ortadan kaldırmak ya da gidip orada yaşamaktır.
Sevilmekten çok korkulmak daha güvenli olacaktır. Çünkü genel olarak söyleyebiliriz ki insanlar nankör, değişken, ikiyüzlü, korkak, açgözlüdür ve siz başarılı oldukça tamamen sizin tarafınızdadır.
Niccolo Machiavelli
Sayfa 82 - Felsefe Kulübü

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hükümdar
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
136
Format:
Ciltli
ISBN:
9789944883764
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları , Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi
Niccolò Machiavelli (1469-1527) : Siyaset kuramcısı, tarihçi, yazar ve bir devlet adamı olan Machiavelli, Hükümdar, Konuşmalar ve Floransa Tarihi adlı kitaplarıyla tanınmıştır. En ünlü yapıtı olan Hükümdar'da temel düşüncesi ülkesinin işgalden kurtulması ve tek egemenlik altında toplanmasıdır. Bu düşünce etrafında güçlü bir iktidarın nasıl oluşturulabileceği ve ne şekilde sürdürülebileceğini ele alır. Egemenlik, askeri güç, ruhban sınıf, bağımsızlık, devlet-birey-özgürlük ilişkilerini irdeleyen politik bir başyapıt olarak dikkati çeken Hükümdar, aynı zamanda 'İtalya'yı barbarların elinden kurtarmaya çağrı'dır. Machiavelli'nin şiirleri, öyküleri ve oyunları da İtalyan edebiyatının eşsiz örnekleri arasında yer alır.

Kitabı okuyanlar 2.185 okur

  • Oğuzcan Ertürk
  • Oğuz Safa
  • Sivrisinek Monologları
  • fahr-i alem
  • Emre Çetin
  • ismail kulaç
  • Sevan
  • Bünyamin Düzgün
  • Melike Zengin
  • Hêlîn Elçi

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.5 (17)
9
%1.9 (13)
8
%2.7 (18)
7
%1.8 (12)
6
%0.7 (5)
5
%0.7 (5)
4
%0.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları