Machiavelli’nin Hükümdar’ı, siyaset tarihinin en tartışmalı metinlerinden biridir. Yazıldığı 1513’ten bugüne kadar kimine göre “gerçeğin çıplak ifşası”, kimine göre ise “ahlaksızlığın kitabı” olmuştur. Gerçek ise şu: Bu eser, devlet aklının soğuk yüzünü, yani iktidarın vicdan değil güç üzerinden nasıl işlediğini göstermek için yazılmıştır.
Machiavelli’nin en büyük “suçu”, siyaseti dinden, ahlaktan ve ideallerden koparıp bağımsız bir alan olarak tanımlamasıdır. Ortaçağ’ın “Tanrı isterse”ci yaklaşımına karşı çıkarak tarihin öznesinin insan olduğunu söyler. Ona göre hükümdar, halkın sevgisine değil, itaate ihtiyaç duyar. “Sevilmek mi, korkulmak mı?” sorusuna verdiği cevap ise siyasetin özünü özetler. İkisi birden mümkünse ne ala, ama birini seçmek gerekirse korkulmak daha güvenlidir. Bu yaklaşım, Aristoteles’in erdem siyasetinden kopuşu, Hobbes’un Leviathan’ına giden yolu açar. Yani Machiavelli, ahlaki olmamakla değil, siyaseti ahlakın boyunduruğundan kurtarmakla devrimcidir.
Machiavelli, eserinde Roma’dan çağdaşı İtalya’ya uzanan örneklerle konuşur. Ona göre tarihin yasası nettir: İnsan doğası değişmez. İhtiras, hırs, korku ve açgözlülük dün nasılsa bugün de öyledir. Dolayısıyla tarihten ders çıkarmak, aslında insanın değişmeyen zaaflarını anlamaktan ibarettir. Burada tarih, bir ibret arşivi değil, iktidar için kullanışlı bir laboratuvardır.
Machiavelli’nin çağında İtalya parçalanmış, Fransa, İspanya ve Papalık arasında oyuncak olmuştu. Hükümdar, işte bu kaosun ortasında ulusal birliğe duyulan özlemin çığlığıdır. Dolayısıyla eser yalnızca “kötü yöntemler kılavuzu” değil, aynı zamanda İtalyan yurtseverliğinin çarpık ama samimi bir ifadesidir.
Machiavelli’nin hükümdar portresi, sıradan bir insanın değil, “olağanüstü insan”ın betimidir. Bu figür, gerektiğinde zalim,