Adı:
Hükümdar
Baskı tarihi:
Şubat 2021
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944883764
Orijinal adı:
Il Principe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Niccolò Machiavelli (1469-1527) : Siyaset kuramcısı, tarihçi, yazar ve bir devlet adamı olan Machiavelli, Hükümdar, Konuşmalar ve Floransa Tarihi adlı kitaplarıyla tanınmıştır. En ünlü yapıtı olan Hükümdar'da temel düşüncesi ülkesinin işgalden kurtulması ve tek egemenlik altında toplanmasıdır. Bu düşünce etrafında güçlü bir iktidarın nasıl oluşturulabileceği ve ne şekilde sürdürülebileceğini ele alır. Egemenlik, askeri güç, ruhban sınıf, bağımsızlık, devlet-birey-özgürlük ilişkilerini irdeleyen politik bir başyapıt olarak dikkati çeken Hükümdar, aynı zamanda 'İtalya'yı barbarların elinden kurtarmaya çağrı'dır. Machiavelli'nin şiirleri, öyküleri ve oyunları da İtalyan edebiyatının eşsiz örnekleri arasında yer alır.
160 syf.
·3 günde·8/10 puan
YouTube kitap kanalımda İtalyan Edebiyatı'na başlangıç yapabileceğiniz kitap önerilerimden bahsettim: https://youtu.be/nTxrw0TosEg

Bir prens kimdir ve bir kişinin prens olduğunu nasıl anlayabiliriz başlangıç setine hoşgeldiniz...

Bir prens ile karşı karşıya olduğunuzu anlayabilmeniz için neler gerektiğinden bahsedeceğim size. Öncelikle her türlü ahlak yasasının hiçe sayıldığı bir siyaset anlayışı içinde yaşamanız gerekiyor. Dürüstlükten yoksun bir siyaset ve siyasette amaca ulaşmak için her tür aracı meşru sayan görüşlerin içindeyseniz siz de kolaylıkla bir prens ile karşı karşıya olabilirsiniz. Bilinç maskelerinizi ve sorgulama dezenfektanlarınızı hazır tutun.

Bir prensin, israfı ve savurganlığı eleştirip, kocaman bir saray yapmış olması gerekir. Hatta ve hatta bir kişi “Bir tarafta açlık ve yoksulluk, bir tarafta şatafat varsa burada bir sorun var demektir” demişse o kişinin prens olma ihtimali çok fazladır. Prens dediğin açıklamalarında ve davranışlarında çelişkili olmalıdır. Bir gün dediğiyle diğer gün dediği tutmayabilir, bu da gayet doğaldır. Zira bir prens, kafasının içindekileri halkın tepkisi en az olacak şekilde söyleyebilmek durumundadır. Aksi takdirde iktidarı sarsılabilir. Çünkü önemli olan halkın esenliği değil, iktidar istikrarı ve kurulu hırsızlık düzeninin ne olursa olsun sürebilmesidir.

Bir prensin ve görevlilerinden birinin, kul hakkı yemiş olma ihtimali bu dünyada bulunan her şeyden çok daha fazladır. Karınlarını kul hakkıyla doyuranların, karınlarını alın teriyle doyuranları pek de önemsediği görülmemiştir. Hatta eğer sağlam bir işe girmek istiyorsan o saraylarda bir adamının olması gerekir. Zaten saraylar da dalkavuklarla doludur ve diploma ya da bilgiyle değil selam ve dua ile işe girebildiğin bir düzen içindesindir. Eğer çevrende bütün bunların olduğu bir sistem varsa, bir prens ile karşı karşıya olma ihtimalin çok yüksektir.

"Devlette ortaya çıkan hastalıklar önceden görüldüklerinde çabuk iyileştirilirler ama bu hastalıkların görülmemesi ve herkesin görebileceği şekilde büyümelerine izin verilmesi durumunda artık herhangi bir tedavi söz konusu olamaz." [s. 46]

Koronavirüsten tehlikeli olan hastalık nedir bilir misiniz? Onun adı devlet hastalığıdır. Peki bu devlet hastalığının belirtileri nedir derseniz, birkaçını sayayım... Eğer bir devlette ayakkabı kutuları, hırsızlık, ekmek yemekten çok kul hakkı yemek, diğer ülkelere verilen Everest'ten yüksek gözdağı, eskiden yanında kanka olduğun adamı şimdi terörist ilan etmek, polis şiddetini eleştirip iç güvenlik yasası çıkartmak, liyakatsizliği ülkenin her yanına homojen bir şekilde yaymak, insanların kimliğine değil oyların kimliğine önem vermek, ulaşılamayan köy okullarını değil ulaşılabilen saray elektriğini ve masraflarını daha çok düşünmek, örgütlerle bağlantılı adamlarla yan yana oturup örgütün dağa kaldırdığı otobüslere seyirci kalmak, zaten görevi olup da yapması gereken şeyleri ekstra bir şey yapmış gibi göstermek, halkı işsizlikten ve geçim sıkıntısından kırılıp can güvenliğinin peşindeyken çeşitli kanalların ihalesini yapmak, torunu iki parça olup çuval gibi dikilenler varken gamsız bir şekilde torununu kucağına alıp sevebilmek daha önemliyse o devlet hastalıklıdır.

Tedavisi artık söz konusu olmayan bir hastalıktan o bölgenin başında bir prens bulunduğunu anlayabilirsiniz. Bu hastalık, herkesin görebileceği ve işin acısı, pek çok kişinin göz yumacağı şekilde büyümesine izin verilmiş hastalıktır. Tabii çeşitli ülkelerin prensleriyle Machiavelli'nin prensi arasında bazı farklılıklar da vardır. Machiavelli geleneksel ahlak anlayışını reddedip laik bir etiği önerirken bazı ülkelerin prensleri ağızlarına laikliği almaktan korkar olmuşlardır. Machiavelli'nin prensi, bir dış gücün onayını gerektirmiyorken, bazı ülkelerin prensleri için bir dış gücün onayı olmazsa olmazdır. Bu dış güçlerin kimler olduğunu öğrenmek isterseniz "Eyy" ile başlayan cümleleri takip edebilirsiniz. Dış mihrakların ya da üst akılların varlığı olmadan o prenslerin varlığından da bahsedilemez.

Bugün size bir prensi nasıl tanıyabileceğinize dair çeşitli yollar gösterdim,

Selam ve dua ile...
128 syf.
·Puan vermedi·Ne Okusam'dan
Genel olarak ifade etmek gerekirse Machiavelli'nin Prens'i savaş ve barışta halk ve askerin nasıl yönetildiğini gösteren tarihi kişi ve olayları temel alan bilimsel bir incelemedir. Devlet yapılanması, yeni prensler ve miras yoluyla prens olanlar ve tahtlarının daha uzun ömürlü olabilmesi için neler yapıldığı hakkında tarihsel analizleri görüyoruz. Machiavelli ülkeler ve yöneticiler arasında kıyaslamalar ve istisnaları ortaya koyarak yönetim hakkında yol göstermek istemiş. Tabi böyle bir şey yaptığı için övülmüş mü? Elbette hayır. Hatta ciddi eleştirilere maruz kalmış. Kitabın basımı ancak ölümünden 5 yıl sonra gerçekleşebilmiş. Gerçi yol göstermek demişken bence prenslerin bütün kirli çamaşırlarını ortaya koymuşta diyebiliriz. Çünkü prens başta kalabilmek için her şeyi yapabilir.
Kitapta özellikle ilgimi çeken yerlere de değinmek istiyorum. Dalkavuklar hakkında yazılan kısma gelince aklıma istemsizce Shakespeare'in Othello'su geldi. Ah Othello bir dalkavuğun sözüne inanıp hem karına hem kendi canına nasıl kıydın. Böyle konuşma hakkını Iago denen dalkavuğa tanımasaydın. Keşke yanında bir danışmanın olsa ve sadece ona danışsaydın ve başkasının sözlerine kulak asmasaydın.
Tabi asıl dikkatimi çeken kısım istisnalardan örnek verileceği zaman gözüm hep bir Türk kelimesi aradı ve buldu da. Tarihte ülke yönetim yapımızı ele alması hoşuma gitti. Tabi Fransızlarla yaptığı kıyaslamada geç işgal edilip bir kez işgal edildikten sonra yıkılmamızın çok kolay olduğunu söylemesi aklıma KürŞad'ı getirdi. Elbette machiavelli o konudaki incelemesinde haklıydı ama Türk'ün özgürlüğe karşı duyduğu bağımlılık çok başka bir inceleme konusu olmalı.
128 syf.
Niccolo Machiavelli, Prens kitabını yazdığı dönem "ahlaksızlıkla" suçlanmıştır. Okuyan çoğu insan da bunu düşünebilir. Çünkü siyasetle ilgili "zafere giden yolda her şey mübahtır" mantığını savunuyor. Bu ahlaksızlık ve bencilce geliyor ama siyasetin veya iktidarın yegane ahlakı iktidarda kalmak ve bunun devamını sağlamaktır görüşünde. Çoğu siyasetçinin başucu olabilecek nitelikte bir kitap. Makyevelizmi daha iyi anlayabilmek için bu kitabı okumak istedim. Ama çok daha fazlasını bulduğumu düşünüyorum. Tavsiye ederim.
160 syf.
·11 günde·9/10 puan
Makyavelizm denildi mi amaç uğruna her şey mübah, bencil siyaset, ahlaksız siyaset, çirkin siyaset akla geliyor. Bu kitabi da „ahlaksızlıkla“ suçlanmıştır. Muhakkak bazı yerlerinde çirkin siyaset ile alakalı fikirler bulacaksınız ama mantıklı ve akılcı yerlerde mevcut. Yasadığı dönemin siyasetini yani prensliği, krallığı ele almakta. Nasıl prens/kral olunur, olduktan sonra nelere dikkat edilmeli, hangi sorunlar doğabilir ve nasıl bir karaktere sahip olmalı gibi ince düşüncelere yer vermiş. Siyaset alanında tecrübesi ve deneyimi olan Niccolo Maciavelli’yi anlamak için, yani Makyavelizm hakkında bilgi sahibi olmak için muhakkak bu kitabi okumalısınız. Sadece siyaset değil, daha da fazlasını bulabileceğiniz bir eser diye düşünüyorum.
150 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Amaç uğruna her şey mübah mıdır? Amacın ulviliği yapılan ahlaksızlığı örtmekte yeterli midir?
Ahlak ile siyaset yanyana gelebilir mi?
Ahlak ile yakalanamayan siyasi başarı, ahlaksızlık ile yakalanabilir mi?
Peki, amaç için her şeyi mübah görenlerin asıl amacı, kendi hükümranlıklarını korumak mı yoksa halkın refahını düşünmek mi? Makyavel düşünce sistemi ve kafamda deli sorular…


Niccolo Machiavelli, dönemin yöneticisine ithaf olarak Prens'i yazıyor. Bir nevi nasihat ve siyasi rehber kitabı. Prens,  nasıl olmalı, kaç tür prenslik var, prensliğin yapıları, hangi prenslik daha uzun ömürlü olur gibi yönetime dair bir çok konuda görüşünü paylaşıyor. Prens denildiği için aklınıza Kralın oğlu olan prensler gelmesin. Sanırım Machiavelli, Prens'i iktidarda olan herkes için genel bir tabir olarak kullanıyor. Yani ona göre Padişah da prens, Kral da prens, Papa da prens, Feodel liderler de prens…


Machiavelli, bu kitabı ile bizim alışageldiğimiz bazı tanımların dışına çıkıyor. Etik, ahlak, erdem gibi kavramların her birine bizim alıştığımızın dışında anlamlar yüklüyor.

“  Devletin yararına olacaksa prens acımasızlığa ve dürüst olmayan yollara başvurabilir. Ama erdem gibi, erdemsiz davranışlar da, kendi içinde bir amaç değil, amaca götüren birer araçtır. Prensin her eylemi, taşıdığı ahlaki değer açısından değil, devlet üzerindeki etkisi ışında değerlendirmelidir.”

Yani söz konusu devletin bekası ise yalancı olabilirsin, hile yapabilirsin, acımasız olabilirsin. Ahlak dışı olarak yaptığın şeyler de birer erdemdir, çünkü onlar seni amaca götüren birer araçtır. Amaç ne idi? Devletin bekası, halkın refahı?  Buradaki alt metnin ne olduğuna sizler karar verin.


Yine akıllı bir prensin erdemli gibi davranmasının uygun olacağını da söylüyor. Bu sayede halkın nefretini kazanmayacaktır. Machiavelli, yöneticinin halkın nefretinden kaçınmasını defaatle ikaz etmiş.
Her üç beş sayfada bir “Aman ha halkın nefretini kazanmayasın.” ikazları bir yerden sonra kulağımızda çınlamaya başlıyor. Buradan anlaşılıyor ki Machiavelli halkın nefretinden korkuyordu, rüzgarın esiş yönüne göre yön değiştirdiklerini düşünüyor ve buldukları yeni bir güç karşısında elbette nefret ettikleri yönetimi alaşağı etmek isteyeceklerini biliyordu.


“İnsanlar hakkında genelde denebilir ki, nankör, değişken, sinsi, tehlike karşısında korkak ve para canlısıdırlar; onlara iyi olduğun sürece seninledirler; daha önce de dediğim gibi, tehlike uzakta durdukça kanlarını, mallarını, canlarını, çocuklarını sana sunarlar, ama o aynı tehlike bir kez boy göstersin senden yüz çevirirler.''


Tüm bunları bildiği için bu konunun üzerinde fazlaca durmuş. Halkın nefreti kazanılmayacak, aynı şekilde sevgisine de ihtiyaç duyulmayacaktı. Bu ikisi de prens için tehlikeli şeyler. Doğru olan ise korku… Halk prensten korkmalı. Nefret ederlerse alaşağı etmek de isteyebilirler,  severlerse iyi, fakat sevgi üzerine iktidar kurulamayacağını, insanların iki yüzlü ve değişken olduğunu bildiği için, şartların ve talihin değiştiği bir dönemde sevginin pek tabii nefrete dönüşebileceğini düşünüyor ve iktidarın böyle gelip geçici bir zemin üzerinde ömrünün de kısa olacağını söylüyor. Dolayısıyla halk üzerinde oluşturulan korkunun, onları kontrol altında tutmanın en etkili yolu olduğunu söylüyor. Çünkü ipler Prens'in elindedir ve halkın vicdanına bırakmamıştır kendini.


“İnsanlar kendi iradeleriyle sevdikleri ve prensin iradesiyle korktukları için, bilge bir prens, başkalarının olanı değil, kendinin olanı temel almalıdır; yalnızca, belirtildiği gibi, nefretten uzak durmaya gayret göstermelidir.”


Yani anlaşılacağı üzere akıllı bir Prens işini şansa bırakmamalı, aklıyla ve gücüyle iktidarının selameti için uğraşmalı ve bunun için de ne yapması gerekiyorsa çekinmeden yapmalı. Yeter ki yaptığı eylem, iktidarını tehlikeye sokacak bir şey olmasın. Etikmiş, değilmiş ya da insancılmış, değilmiş bunların hiçbir önemi yok. Ne de olsa gaye amaca ulaşmak. Amaç ne idi? Halkın ve devletin ref..  ( kalbim sıkıştı, devamını getiremiyorum.)


Anlaşılacağı üzere kitap, sahtekarlığın, iki yüzlülüğün, hilekarlığın el kitabı. Ama kafamı kurcalayan bazı şeyler de var.  Jean Jaques Rousseau Toplum Sözleşmesi’nde Prens’i “cumhuriyetçilerin kitabı”, Machiavelli’yi ise “dürüst bir insan, iyi bir yurttaş” olarak nitelendiriyor, onun “krallara öğüt verir gibi görünüp halklara büyük öğütler” verdiğini belirtiyordu. Ön söz de denk geldiğim bu bilgi kitabı ve Machiavelli'yi daha ince sorgulamam için bir neden oldu bana ama yine de net bir kanıya ulaşamadım. Çünkü kitap zalim bir yöneticinin elinde şeytani güçlere dönüşebilecek potansiyele sahip.  Yine de dönemin İtalyasını göz önünde bulundurunca, ortaçağdan henüz çıkmış milyon tane şehir devletinin mantar gibi bittiği bir coğrafya. Bu da beraberinde kaos ve felaketleri getiren bir durum. Çünkü horozu çok olan köyün sabahı geç olurmuş. Sürekli bir kargaşa, değişen iktidarlar, sırtlara yenilen hançerler… Machiavelli'de böyle bir coğrafyada en azından istikrarlı ve güçlü bir devlet olsun diye Medici ailesine bu nasihatnameyi yazmış olabilir. Ya da tam tersi, onlara yaranmak için de yazmış olabilir. Yani demem o ki,  eğer bu kitap halis niyetlerle yazılmış ve yöneticilerin ipliğini pazara çıkarmak için, Machiavelli’nin, Medicilere yaptığı bir troll ise ben de kabulü vardır. Ha yok altında herhangi başka bir anlam barındırmadan, doğrudan anlaşılan niyet ile yazılmışsa Şeytanın Kitabı benzetmesini sonuna kadar hak ediyor.


Son olarak kitap gayet anlaşılır ve sade. Politik ve felsefik bir temaya sahip olmasına rağmen herkes tarafından kolayca anlaşılacak bir üslup ile yazılmış. Yalnız bir çok tarihi örnek ve gönderme var. Bu örneklerin geçtiği olayları bilmediğim için sıkıldım ve kitaptan kopmama sebep oldu. Bunun haricinde kendini okutturan bir kitap. Merak edip okumak isteyen olursa Makyavel olmayacağınıza güveniyorsanız okuyun derim. :)


Keyifli okumalar.
160 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Prens, klasik bir eser. Herkes bu kitabı okumasa da bilir. Kitap genel anlamda bir hükümdara öğütler verir. Şu durumda şunu yap, böyle olursa böyle olur... gibi. Padişah 4. Murad da bu kitabı temin edip okumuştur. Kitabın ahlak kurallarını hiçe saydığı, şiddete teşvik ettiği fikrine katılamayacağım. Birincisi, siyaset hiçbir zaman ahlak ile beraber olmamıştır. Ne Machiavelli döneminde, ne önce ne de sonra. Machiavelli kitabında sanılanın aksine, hükümdara gereksiz çatışmalardan kaçınmayı, çıkarlarını korumayı öğütlemiş hatta gelecekteki muhtemel çatışmaları önceden nasıl engelleyeceğini anlatmıştır. Ancak savaşmak gerektiğinde de izlemesi gereken stratejileri anlatmıştır. Kitabın bir başyapıt olduğunu düşünmüyorum. Döneminde böyle bir eserin ilgi görmesi normaldir. Zaten Machiavelli’nin tavsiyeleri de çok keskindir. Ne siyasette ne hayatta her zaman 2x2 hep dört etmez. Günümüzde siyaset teorileri çok daha kapsamlıdır. Machiavelli ise verdiği tavsiyelerde çok belli başlı faktörleri esas alır. Halbuki aynı durum tekrar etse bile her defasında yeniden rakibini, zamanını, diğer oyuncuları, dünya dengelerini gözetmek gerekir. Ayrıca Machiavelli bunu hükümdara diye yazmış olsa da kitapta anlatılanlar gayet her yöneticinin, öğretmenin hatta hayat içerisinde herkesin değerlendirebileceği önerirlerdir. Klasik bir eseri tanımak için, Machiavelli’nin fikir dünyasını tanımak için, önerilerini değerlendirmek için okunabilir. Zaten Machiavelli hiçbir çevrede büyük bir siyaset bilimcisi olarak görülmemektedir, bir kaynak eser olarak değil kültür kitabı olarak okunabilir.
167 syf.
·24 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitabı bitirdim nihayet . Biraz uzun zaman oldu. Çünkü ara vererek okudum. Kitapla ilgili çok farklı söylentiler duydum ; Söylentilerin çoğu daha çok eleştirel boyuttadaydı. Çünkü makyavelli sürekli bir şekilde şiddeti tavsiye eder. Tabii makyavelli anlamaya çalışırken o zamanın şartlarını da göz önünde bulundurmak gerekiyor. O zaman bütün ülkelerde krallık yönetimi vardı,değerlendirmelerini de buna göre yapıyor, çünkü anlattıkları demokrasiden uzak. Zalim bir yönetimi savunuyor yönetimdeki şahsın kendi koltuğunu garantilemek için yaptığı her şeyi mübah sayıyor. İnsanların nankör ,kötü olduklarını düşünüyor insanlara ona göre muamele etmesi gerektiğini söylüyor. Günümüzde uyarlandığında insanlar gerektiği yerde kendi menfaati için yapmayacağı bir şey olmadığını görebiliyoruz. Mesela kralın kendi bakanlarının hırsızlık yapmaması için devletin kurumlarında çalışırken kendi çıkarını düşünmemeri için kralın onlara biraz dolgun maaş vermelerini tavsiye ediyor . Yani aç bırakmamak gerektiğine inanıyor zaten herkes biliyor ki aç olan bir insan her şeyi yapabilir.
128 syf.
·5/10 puan
Makyavelist düşüncenin kaynağı, 500 yıldır tartışılan ve halen malesef uygulanan fikirlerin bulunduğu kitap yazarın ölümünden 5 yıl sonra yayınlanmış(1532). O zamanlarda Floransa’da iktidarı eline geçiren Medicini’lere bir nevi yaranmak için yazılmıştır, zira yazarda erdem ve fazilet izine rastlamadığımdan hiç de yadırgamadım.

Yazara göre hükümdarın hükümdarlığını kazanması ve sürdürebilmesi için yapması gerekenler, karanlık ve ilkel ortaçağ düşüncesine göre sıralanmıştır. Bu gün de cahil halkların yönetiminde kullanılan bu yöntemler aslında çok basittir, şöyle ki: Güçe ulaşmak için her yol mübahtır, dini kullan ve en dindarı gibi görün, kahraman gibi görünmek için efsaneler uydur, düşmanlar besle sonra da yok et, herşeyi halk için yapıyormuş gibi görün ama kendin ve gücün için yap vs. ( Ne kadar tanıdık değil mi? )

Avrupa; yazarın çağında paramparça olmuştu, irili ufaklı derebeylikleri ve ülkelerden oluşuyordu. Rönesansla başlayan aydınlanma, çeşitli sanayi ve özgürlük devrimleriyle gelişerek demokrasi ve özgürlüklerin yaşandığı, insan haklarına saygılı ülkelerini doğurdu ve birleşme yoluna gitti. Bu gün ironik bir biçimde gelişmiş batı medeniyetlerini eleştiren yobaz doğululardan bir çoğu batıya yerleşmek ve orada yaşamak için her şeyi göze alıyor. Eğer yazar haklı olsaydı bu şekilde olur muydu?

Yazarın bahsettikleri cahil ve ilkel insanın yönetimi için gerekli kuramlardır. Asıl mesele halkın devlet için var olmadığı tam tersine devletin halk için olduğu, demokratik, insan haklarına saygılı ve hümanist bir yönetim şekli geliştirebilmek ve bu yolda çözüm yolları bulabilmektir. İlkel yönetim şekillerini birebir yaşıyor ve kötülüklerini her gün görüyoruz zaten.
150 syf.
·Beğendi·9/10 puan
1990 da MFÖ tarafından seslendirilen Ali Desidero şarkısında ismi ismi geçen Machiavelli ,Siyasete giren herkesin ve iktidar sahiplerinin gücünü korumak için başvurduğu ve mutlaka okuduğu siyasi bir inceleme kitabı.Bana göre çok anlamlı bir sözünü hatırlatmak isterim;
Eğer bir millet iktidarda bulunan kişilerin şerefsizliğini , alçaklığını, hırsızlığını, yalnızca kendi siyasi görüşünden olduğu için görmezden geliyorsa, o millet erdemini yitirmiştir . Erdemini yitiren millet bir gün vatanını yitirir .
128 syf.
·3 günde·9/10 puan
Kitap, Machiavelli'nin dönemin prensine hitaben yazdığı ve rapor niteliğinde bir eser.
Eserinde prens nedir, kaç tip prenslik vardır, bunların artı ve eksi tarafları nedir sorularından başlayarak bir prensin dikkat etmesi gerekenler, taşıması gereken özellikler ile kaçınması gereken tüm davranışlar açıklanmış.
Öncelikle eserin dilinden başlayayım... Eserin giriş bölümünde Machiavelli'nin de belirttiği gibi bu edebi bir eser değil ve sadece içeriği ile eserin değer görmesi için çok basit ve yalın bir dille yazılmış bir kitap.
İçeriğine gelecek olursak.. Her ne kadar "prenslerin el kitabı" tarzında olsa da aslında hem günümüz politikacıları için hem iş yerlerinde büyük ya da küçük gruplarda insan yöneten kişiler için hem de kişisel sosyal ilişkilerimizde kullanmak üzere çok güzel tüyolar mevcut. Etik anlamda pek çok noktada sorgulamaya açık bir kitap çünkü "başarıya giden yolda her yol mübah" ifadesi var. Ancak günümüzde yazılmış olan kişisel gelişim kitaplarından daha dürüst geldi bana. Çünkü günümüz kişisel gelişim kitapları toz pembe bir dünyayı baz alarak "iyi düşünün iyi olur" mesajı verirken çok da gerçekçi olmuyorlar. Öte yandan Prens, gayet kurtlar sofrası bir dünyada nasıl başarı olunabileceğini oldukça gerçekçi resmetmiş.
Bu önerileri yaparken de o dönemin (ve daha öncesinin) tarihi olaylarından da çokça faydalanmış. Tarih kitaplarında gördüğümüz "Fransa savaşı kazandı" gibi bir ibarenin altını doldurarak hangi ortamda neleri iyi yaparak bu galibiyeti elde ettiğini aktarmış. Bu bağlamda da aşarılı bir araştırma ve inceleme eseridir diyebiliriz.
Kitaba dair beni rahatsız eden tek bir nokta oldu o da "kadın" ifadesinin hakaret olarak kullanılması. Prenslerin "kadınsı özellik" taşımamaları konusunda çokça uyarı var. Ayrıca kitabın sonlarındaki "talih kadına benzer, gerekirse sopayla kontrol edilmeli" cümlesi tahammül sınırlarımı zorladı. Ancak 1500lü yılların kadın ve insan haklarıyla bugünün bilinci farklı... Dolayısıyla bu kitabı da öyle kabul ettim :)
128 syf.
·2 günde·7/10 puan
Prens, Niccolò Machiavelli (1469-1527)'nin siyaset alanında önemli yeri olan, ülkemizde de Prens ve Hükümdar adlarıyla yayımlanmış eseri (özgün adı Il Principe). Eserde yer alan içeriğin değerlendirilmesinden önce yazarın hayatına kısaca bir göz atmakta fayda var.

Machiavelli, bugünkü İtalya'nın Floransa şehrinde, hukukçu bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmiş. Yaşadığı zaman dilimi, İtalya'nın yoğun ve uzun savaşlar içinde bulunduğu, Fransa ve İspanya'nın işgali altında kaldığı bir döneme denk geliyor.

Fransa ve Almanya'da diplomatlık görevlerinde bulunduktan sonra, 1517'de yönetimi ele geçiren Medici ailesine (hanedanına) komplo kurduğu gerekçesiyle hapse atılan, işkence gören Machiavelli, bu hanedandan X.Leo'nun başa geçmesiyle özgürlüğünü kazandıysa da, artık gözden düşmüş birisidir. Tekrar itibarını kazanıncaya kadar geçen süre içinde yoksulluk içinde yaşar ve edebiyat, tarih ve siyaset alanındaki eserlerinin çoğunu bu dönemde yazar.

Tekrar itibarını kazandığında Floransa'nın resmi tarihçisi olarak atanır ve Prens'i, o dönemde Floransa'yı yöneten Lorenzo de Medici'ye hitaben yazar.

Bu perspektifte eseri değerlendirecek olursak; giderek istikrarsızlaşan bir ortamda, İtalyan birliğinin gerçekleştirilmesi maksadıyla kent devletlerinin güçlendirilmesi ve belki de daha çok yönetimde bulunan Medici hanedanına yaranma kaygılarının izleri Prens'te önemli ölçüde hissedilmekte.

Kitapta, genel olarak bir hükümdarın iktidarını nasıl koruyabileceği, bunun için izlenmesi gereken yolları ve kaçınılması gereken hareket tarzlarından bahsedilmiş.

Yazar, iddia ve önerilerini desteklemek için, Türkler dahil olmak üzere, kendi bakış açısınca tarihten olumlu ve olumsuz örneklere oldukça sık biçimde yer vermiş. Bu bölümler tarihe ilgi duymayanlar için sıkıcı gelebilir.

Bu bağlamda, Machiavelli'nin Prens'te öne sürdüğü savlar ve yerini sağlamlaştırmak isteyen bir hükümdara önerilerini şu şekilde sıralamak mümkün:

- Hükümdar cesur, dürüst, cömert, merhametli, adil, halkını düşünen hatta erdemli ve dinine bağlı olmaktan ziyade, öyle gözükmelidir.
- Halk, asker ve soylulular arasındaki denge iktidarın devamını sağlayacak biçimde tesis edilmelidir.
- İktidarın sürmesi adına gerekirse sözden cayılmalı, insanlara sertlik uygulanmalı hatta iktidar için tehdit olabilecek kişiler ortadan kaldırılmalıdır.
- Fethedilen ülkelerde hakimiyetin sağlanması için bölgede güçlü ordular bulundurmanın maliyetine katlanmaktan ziyade hükümdar o bölgelere yakın konumlara yerleşmeli veya güvendiği grupları oraya yerleştirmelidir.
- İktidarı elde etmek için şiddet kullanmak gerektiğinde bu eylem en az sayıda ancak en yoğun ve şiddetli biçimde gerçekleştirilmelidir.
- Paralı askerler yerine ulusal güçler tercih edilmelidir.
- Yardımcı ordular, yardım çağıran ülke açısından her açıdan zararlıdır,
- Hükümdarın asıl önceliği kendisi ve ülkesi adına savaşçı yeteneklerin kazanılması, geliştirilmesi ve korunması olmalıdır,
- Hor görülen ve nefret uyandıran davranışlardan kaçınmak için hükümdar açgözlülükten, halkın malına ve kadınların namusuna göz dikmekten, kadınımsı hareketlerden (kadın okurların tepkisini tahmin edebiliyor ve bu tepkiyi kesinlikle haklı buluyorum) uzak durmalıdır.
-Zalim olarak değil merhametli olarak anılmalı ancak gerektiğinde zalimlikle suçlanmaktan korkmamalıdır.
- Savaşmak kanunlarla ya da kuvvet yoluyla yapılabilir; birincisi insanca, ikincisi ise hayvanca olup; hükümdar yerine göre hem insanca hem hayvanca davranmayı bilmelidir (Tilkinin zekası ve aslanın gücü örnek olarak gösterilmiş).
- Hükümdar İyi askere ve iyi dostlara sahip olmalıdır.
- Bir hükümdarın sahip olabileceği en mükemmel kale, halkı tarafından kendisinden nefret edilmemesidir.
- Hükümdarın yücelmesi için en doğru yol, büyük girişimler ve büyük başarılara imza atmaktır.
- Hangi tarafta olduğunu açıkça belli etmek hükümdara saygınlık kazandıracaktır.
- Bakanlar, yardımcılar çok iyi seçilmelidir; bunların zeka, kabiliyet ve erdemleri hükümdarın zekasının, kabiliyetinin, erdeminin göstergesidir.
- İhtiyatlı bir hükümdar, akıl danışabileceği bilge kişiler belirlemeli, bunları kendi belirlediği zamanda dinlemeli, son kararı ise kendisi vermelidir.
- Tümüyle talihine yaslanan bir hükümdar, ters dönen talihiyle devrilecektir.
- İyi ve doğru zamana ve koşullara bağlı olarak değişebilecektir.
- Fevri olmanın temkinli olmaktan daha iyidir.
- Hemşerilerini katlederek, dostlarına ihanet ederk, acımasız ve imansız olarak güç elde edilebilir ancak şan kazanılamaz.
- Hükümdar halkına karşı iyi ya da kötü koşullara göre değişmeyen bir tutum içinde olmalıdır.

Eserde yer alan sav ve öneriler, yönetim biçimi açısından ele alındığında mutlak monarşiyi adres olarak göstermektedir. Hukukçu bir babanın oğlu olarak verdiği bu eserde yer alan öğretilerin çağdaş, demokratik yönetim öğretileri açısından kabul görmesi pek mümkün değil gibi. Napolyon ve Mussolini gibi liderlerin esere ve yazarına hayranlık duyduğunu da bu arada ekleyelim.

Machiavelli'nin bir yandan halkın nefretinden sakınmayı, merhametli anılmayı; bir yandan da gerektiğinde yalanı, fevriliği, acımasızlığı, ikircikliği tavsiye etmesi şeklindeki tutarsızlıkları okuyucuda (en azından bende) ahlaki değerlerin, erdemlerin ve etiğin beka adı altında koltuk, makam, çıkar hırsına kurban edildiği düşüncesini uyandırmakta.

Beka adına insanların feda edilmesi de, en önemli sıfatı insan ve canlı olan bireylerin mi yoksa insanların huzur ve güvenliğini sağlamak için oluşturulan tüzel kişiliklerin mi daha mukaddes olduğu sorusunu akla getiriyor. İnsan için var olması ve onların huzurunu, refahını gözetmesi beklenirken; onları meta'laştıran hatta gerekli görüldüğünde yok edilmesi gereken tehdit unsuru olarak kategorize eden bir sistem aydınlık bir gelecek, güzel yarınlar vad'edebilir mi?

Öte yandan, talih ve kilise hakkındaki söylemleri itibariyle, dini reddetmeyen ancak çok da hayatının merkezine koymayan bir görüntü çizen yazarın, Türklerin nezdinde kendi kültürü dışında kalan ulus ve toplulukları "dinsiz" olarak kategorize etmesini ayrı bir çelişki, fırsatçılık, samimiyetsizlik olarak gördüm.

Prens, Machiavelli'nin başyapıtı ve siyasi literatürde "Makyavelizm" düşüncesinin ve birtakım değerlendirmelere göre de "gerçekçi siyaset" akımının öncüsü olarak değerlendiriliyor. Ancak öneminin, eser içeriğinde yer alan iddia ve önerilerin doğru ve geçerli olmasından ziyade, tarih boyunca uygulama alanı bulabilmiş olmasından kaynaklandığını söylemek mümkün. Önemli, güçlü ya da etkili olmak doğru ya da başarılı olmakla aynı anlama gelip gelmediği ise kişiden kişiye değişebilecek, tartışmalı bir konu.

İstediklerini ne pahasına olursa olsun elde etmek veya elinde tutmak başarının gerçek tanımı mıdır?

Bir şeyin teknolojik, ekonomik, fiziksel imkan ve yetenekler açısından yapılabiliyor olması, yapılmasının her koşulda ve her durumda doğru ve etik olduğu anlamına gelir mi?

Etik gerekli bir şey midir? Yoksa başarıya giden her yol, -ne pahasına olursa olsun- mübah mıdır?
160 syf.
·4 günde·8/10 puan
Machiavelli'nin bu politik eseri,özellikle 16.yüzyıl Avrupası'nda büyük yankı uyandırmıştır.Dönemin şartlarını düşünerek ele aldığımızda büyük bir eser olduğunun farkına varacağız.Fransa ve Türkiye (Osmanlı) üzerinde yaptığı değerlendirmeler,bir Floransalı politikacının 16.yüzyıla bakış açısını gözler önüne seriyor.
Machiavelli'nin Batı'da nasıl yanlış anlaşıldığını Prof.Dr.İlber Ortaylı'nın şu makalesinde okuyabilirsiniz:

https://www.hurriyet.com.tr/...yuk-italyan-41806992
Unutmamak gerekir ki yeni bir düzen getirmeye kalkışmaktan daha zor, başarı olasılığı daha kuşkulu, yönetilmesi daha tehlikeli bir şey yoktur...
Niccolo Machiavelli
Sayfa 57 - Can Yayınları
Türk topraklarını işgal etmek zor, ama ele geçirildiğinde yönetimi kolaydır. Tersine Fransız topraklarını işgal etmek kolay , ele geçirildikten sonra yönetiminin zor olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Türk devletlerinde halk hükümdara bağlıdır. Halkın beylere karşı tam bir bağlılığı yoktur. Hükümdar istedeği zaman beyleri görevden alabilir.
Dili, töresi, geleneği farklı bir eyalete giren biri kendinden zayıf iktidarların savunuculuğunu yapmak, o eyaletin güçlü iktidarını zayıftlatmak zorundadır.
Ben dalgın insanları çok severim. Bu onların iyi olduklarını, fikir adamı olduklarını gösterir. Zira kötüler ve boş kafalılar, her zaman uyanıktırlar… Prens de Higne
Zira talih, onu tutabilmek için sert davranılması, dövülmesi gereken bir kadındır. O, kendisine çekingen yaklaşanlardan çok, ona sert davranarak zevk verenlere kulluk etmeye daha hazırdır. O, bir kadın olduğundan, gençlerden hoşlanır. Çünkü gençler daha az titiz, sakıngan ve daha çok azgın ve atılgandırlar; ona daha büyük cüretle hükmederler.
Dalkavukluklardan kendini sakınmanın tek yolu, sana gerçeği söylemenin seni incitmeyeceğini insanların anlamasıdır; ne var ki, herkes sana gerçeği söyleyebildiğinde saygınlığını yitirirsin.
Bunun yanı sıra, dürüstlükle ve başkalarına haksızlık etmeden soyluların arzusunu yerine getirmek olanaksızdır, oysa halkın arzusu elbette yerine getirilebilir; çünkü halkın arzusu, soylularınkinden daha dürüsttür – soylular ezmek isterken, halk ezilmemek ister.
İnsanlar hep başkalarının açtığı yollarda yürür ve eylemlerinde taklitle yol alırlar ama, ne başkalarının yollarına bütünüyle bağlı kalabilirler ne de taklit ettikleri kişilerin gücüne erişebilirler; bu yüzden
sağduyulu bir kişi, her zaman büyük insanların açtığı yollardan gitmeli ve en kusursuz kişileri taklit etmeli -böylece, gücü onlarınkine erişemese bile hiç olmazsa bir ölçüde onun havasını yansıtacaktır- ve usta okçular gibi yapmalıdır: Onlar, vurmak istedikleri yer çok uzak göründüğünde, yaylarının gücünü bildiklerinden, hedef aldıkları yerin çok daha yukarısına nişan alırlar: Oklarıyla o kadar yükseğe erişmek için değil, böyle yükseğe nişan almanın yardımıyla hedeflerini vurabilmek için.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hükümdar
Baskı tarihi:
Şubat 2021
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944883764
Orijinal adı:
Il Principe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Niccolò Machiavelli (1469-1527) : Siyaset kuramcısı, tarihçi, yazar ve bir devlet adamı olan Machiavelli, Hükümdar, Konuşmalar ve Floransa Tarihi adlı kitaplarıyla tanınmıştır. En ünlü yapıtı olan Hükümdar'da temel düşüncesi ülkesinin işgalden kurtulması ve tek egemenlik altında toplanmasıdır. Bu düşünce etrafında güçlü bir iktidarın nasıl oluşturulabileceği ve ne şekilde sürdürülebileceğini ele alır. Egemenlik, askeri güç, ruhban sınıf, bağımsızlık, devlet-birey-özgürlük ilişkilerini irdeleyen politik bir başyapıt olarak dikkati çeken Hükümdar, aynı zamanda 'İtalya'yı barbarların elinden kurtarmaya çağrı'dır. Machiavelli'nin şiirleri, öyküleri ve oyunları da İtalyan edebiyatının eşsiz örnekleri arasında yer alır.

Kitabı okuyanlar 7,9bin okur

  • Eray Yıldız
  • Pars Yıldırım
  • Cüneyt Berk
  • Bedirxan Geçit
  • Servet
  • Marques de sadece sade
  • Fatma Zengin
  • Berke Bilgiç
  • Kaan Memedova
  • Rıdvan Yavaş

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4.2 (91)
9
%3.8 (82)
8
%5.5 (118)
7
%3.4 (73)
6
%0.9 (19)
5
%0.7 (14)
4
%0.1 (3)
3
%0.1 (2)
2
%0 (1)
1
%0.1 (2)

Kitabın sıralamaları