Bilinmeyen bir şeyi, bilinen bir şeye dayandırmak, hafifletir; sakinleştirir, tatmin eder, ayrıca bir güç duygusu verir. Bilinmeyenle birlikte tehlike, huzursuzluk, endişe gelir, ilk içgüdü, rahatsız edici durumları ortadan kaldırmaya yöneliktir.
Sonucu neden ile karıştırmaktan daha tehlikeli bir yanılgı yoktur: aklın asıl rezilliği diyorum ben buna. Yine de bu yanılgı insanlığın en eski ve en yeni alışkanlıklarmdandır: bizim aramızda bile kutsanmıştır ve “din”, “ahlak” adını almıştır. Dinin ve ahlakın kurduğu her cümle, bu yanılgıyı içerir; din adamları ve ahlakyasası koyucular aklın bu rezilliğinin müellifidirler. Bir örnek vereyim: ünlü Cornaro’nun kitabını herkes bilir, bu kitapta sıkı diyetini uzun ve mutlu bir yaşamın ve de erdemli reçetesi olarak önerir. Bu kadar çok okunan pek az kitap vardır; bu kitap, bugün bile İngiltere’de her yıl binlerce nüsha basılmaktadır. Hiç kuşkum yok ki, başka hiçbir kitap, (gereği gibi, İncil dışında) bu iyi niyetli tuhaflık kadar belaya yol açmamış, bu kadar çok yaşamı kısaltmamıştır. Bunun nedeni: sonucun nedenle karıştırılmasıdır. Bu dar kafalı İtalyan, diyetini uzun yaşamasının nedeni olarak görmüştü: oysa uzun yaşamın önkoşulu, metabolizmanın olağanüstü yavaşlığı, kısıtlı tüketim, onun sıkı diyetinin nedeniydi. Az ya da çok yemek onun elinde değildi, ölçülülüğü bir “özgür istenç” değildi: daha fazla yediğinde hasta oluyordu. Sazan balığı değilse kişi, adamakıllı yemekle iyi bir iş yapmış olur, bunu yapmak zorundadır da. Bizim çağımızda yaşayan bir bilgin, sinirsel enerjisini çok hızlı tükettiği için, Cornaro’nun rejimiyle, yaşamını da tüketecektir
Bir ilkeyi kısaca anlatıyorum. Ahlaktaki her doğalcılık, yani her sağlıklı ahlak bir yaşama içgüdüsünün egemenliğindedir yaşamın herhangi bir buyruğu belirli bir “yapmalı” ve “yapmamalı” yasasıyla yerine getirilir, böylelikle yaşamın yolunun önündeki herhangi bir engel ve düşmanlık bertaraf edilir. Doğa karşıtı ahlak, yani şimdiye dek öğretilmiş, saygı duyulmuş ve vaaz edilmiş olan hemen her ahlak, tam tersine, tam da yaşamın içgüdülerine karşı yönelir , bu içgüdülerin kâh gizliden gizliye, kâh yüksek sesle ve küstahça yargılanışıdır. “