Lilly

Nihayet, bunun karşısına bizim — (nezaket icabı “biz” diyorum...) yanılgı ve görünüş sorununu nasıl değişik bir tarzda ele aldığımızı koyalım. Eskiden başkalaşma, değişme, hatta oluşum, görünüşteliğin kanıtı olarak, bizi yanıltan bir şeyin var olması gerektiğinin bir işareti olarak kabul edilirdi. Bugün ise tam tersine, tam da akıl-önyargısının, bizi, birliği, özdeşliği, sürekliliği, tözü, nedeni, şeyselliği, varlığı kabul etmeye zorladığı kadar, bir ölçüde yanılgıya düştüğümüzü, yanılgıya zorunlu olduğumuzu görüyoruz; sıkı bir gözden geçirme temelinde, öyle eminiz ki, yanılgının burada yattığına. Büyük yıldızın devinimlerindekinden farklı değil durum: onun devinimlerinde gözlerimiz, burada ise dilimiz yapıyor yanılgının avukatlığını. Dil, oluşumu gereği, psikolojinin en tortulaşmış biçimidir: dil metafiziğinin, açıkçası: aklın, temel varsayımlarını bilince çıkardığımızda, kaba bir fetişin içine gireriz. Odur her yerde bir eyleyen ve bir eylem gören: istencin neden olduğuna inanır; “Ben”e inanan, varlık olarak, töz olarak Ben’e inanan, ve Ben-tözüne duyduğu inancı tüm şeylere yansıtan — böylelikle “şey” kavramını yaratmış olur... Varlık her yerde neden olarak düşünülür, atfedilir; “varlık” kavramı “ben” kavramının ardından, ondan türetilmiş olarak gelir..
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Nasıl da hassas gözlem aletleridir duyularımız! Örneğin, hiçbir filozofun saygıyla ve şükranla söz etmediği şu burun, şu sıralar elimizin altındaki en hoş araçtır: bir spektros kopun bile saptayamadığı en küçük devinim farklarını saptayabilir. Bugün bilimde, duyuların tanıklığını kabul etmeye karar verecek kadar ilerideyiz — onları daha da keskinleştirmeyi, silahlandırmayı, sonuna dek düşünmeyi öğrenecek kadar.
Ahlak: duyuların aldatmacasından, oluştan, tarihten, yalandan kurtulmaktır — tarih duyulara, yalana inanmaktan başka bir şey değildir. Ahlak: hayır demektir, duyulara inandıran her şeye, insanlığın geri kalanına: hepsi “halk” bunların. Filozof olmak, mumya olmaktır, bir mezarcı mimiğiyle monotono-teizmi oynamaktır! — Her şeyden önce de, bırakalım şu bedeni, duyuların bu zavallı sabit fikrini! Var olan bütün mantık yanılgılarına kapılmıştır o, çürütülmüştü^ olanaksızdır hatta, gerçekmiş gibi davranacak kadar küstah olmasına karşın!”
Her yerde içgüdüler anarşi içindeydi: her yerde taşkınlıkta beş adım ötedeydi: monstrum in animo genel bir tehlikeydi. “Dürtüler tiran olmak istiyorlar; daha güçlü olan bir karşı tiran bulmalı”... O fizyonomist, Sokrates’in ne — tüm kötü hırsların bir mağarası — olduğunu yüzüne karşı söylediğinde, büyük ironici, ona anahtar veren bir sözcük daha söyledi. “Doğrudur bu,” dedi, “ama hepsinin efendisi oldum.” Sokrates, kendisinin üstesinden nasıl geldi?
Sokrates’in neyle itici olabileceğini anlaşılır kıldım: onun büyüleyici olması da bir o kadar açıklanmayı beklemektedir. — Yeni tür bir Agon keşfetmiş oluşu; Atina’nın seçkin çevreleri için bunun ilk kılıç ustası oluşu bir şeydir. Helenlerin agonal dürtülerine seslenerek büyüledi — genç erkeklerle oğlanların yaptığı güreşin bir başka çeşidini ortaya koydu. Sokrates aynı zamanda büyük bir erotikçiydi.