Can

Tam şuramda Hâfız! Bir şey var cânımı acıtan. Sânki tüm dünyanın yükü bendeymiş gibi. . .
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
🤔 Ve benim birdenbire, yüzünü değil, gözünü değil, senin sesini göresim geldi...
“Yalnızlık” aslında tek başına olma hâli değil, içimizle baş başa kalabilme cesaretidir. Ama herkesin deneyimi farklıdır: Çoğunluk için yalnızlık; terk edilmek, unutulmak, kalabalıklardan uzak düşmek gibi algılanır. O yüzden nefret ederler; çünkü suskunluğun içinde kendi seslerini duymaktan korkarlar. Azınlık içinse yalnızlık; bir sığınak, bir iç mekân gibidir. Yaratıcı düşünce, derin sezgi, kendini anlama ve varoluşla yüzleşme yalnızlıkta büyür. Bu yüzden severler; çünkü orada kendi öz benlikleriyle karşılaşırlar. Peki yalnızlığın varlığını nasıl biliriz? Tıpkı rüzgârı görememek ama yaprakların kıpırdamasından hissetmek gibi. Bir anda sohbetin kesildiğinde, kalabalıkta anlaşılmadığını fark ettiğinde ya da gece yatağa uzandığında içinin yankısını duyduğunda anlarsın.
"Dum fata sinunt, vivite laeti." "Kader izin verdiği sürece, neşeyle yaşayın."
Gökyüzüne bakmak, sadece başı yukarı kaldırmak değil; zamanın o devasa akışında durup nefes aldığını hissetmektir aslında. Hayat, öylece yürüyüp gidebileceğimiz bir yol olmamalı. ​Çileğin o keskin kokusunda, çayın bardağı ısıtan buğusunda ya da yaprakların arasından sızan rüzgarın fısıltısında saklı olan o ritim, dünyanın bize sunduğu en yalın, en cömert davettir. Çoğu zaman büyük hedeflerin, gürültülü koşturmacaların peşinde koşarken, hayatın asıl kumaşını oluşturan bu ince iplikleri fark etmiyoruz. Oysa dokunmadığımız, kokusunu içimize çekmediğimiz, durup dinlemediğimiz her an, gerçekten de boş yere akıp giden bir nehre dönüşüyor. ​Geçip gitmemek; bir ağacın gövdesine elini koyduğunda onun köklerindeki sabrı hissetmek, bir kuşun kanat çırpışında özgürlüğün o anlık hafifliğine ortak olmaktır. Dünyanın tüm karmaşasına ve hırslarına inat, sabah seherinin serinliğinde veya bir gün batımının kızıllığında "Buradayım, yaşıyorum ve farkındayım" diyebilmektir. ​Dokunarak, hissederek ve gerçekten "var olarak" geçsin gününüz.
1000Kitap