Can

Can
@Can92
"Dum fata sinunt, vivite laeti." "Kader izin verdiği sürece, neşeyle yaşayın."
Reklam
Gökyüzüne bakmak, sadece başı yukarı kaldırmak değil; zamanın o devasa akışında durup nefes aldığını hissetmektir aslında. Hayat, öylece yürüyüp gidebileceğimiz bir yol olmamalı. ​Çileğin o keskin kokusunda, çayın bardağı ısıtan buğusunda ya da yaprakların arasından sızan rüzgarın fısıltısında saklı olan o ritim, dünyanın bize sunduğu en yalın, en cömert davettir. Çoğu zaman büyük hedeflerin, gürültülü koşturmacaların peşinde koşarken, hayatın asıl kumaşını oluşturan bu ince iplikleri fark etmiyoruz. Oysa dokunmadığımız, kokusunu içimize çekmediğimiz, durup dinlemediğimiz her an, gerçekten de boş yere akıp giden bir nehre dönüşüyor. ​Geçip gitmemek; bir ağacın gövdesine elini koyduğunda onun köklerindeki sabrı hissetmek, bir kuşun kanat çırpışında özgürlüğün o anlık hafifliğine ortak olmaktır. Dünyanın tüm karmaşasına ve hırslarına inat, sabah seherinin serinliğinde veya bir gün batımının kızıllığında "Buradayım, yaşıyorum ve farkındayım" diyebilmektir. ​Dokunarak, hissederek ve gerçekten "var olarak" geçsin gününüz.
1000Kitap
Acıyan yerlerini öpecek biri varsa hayatında, Önemli olmaz düştüğün yerler, Aldığın yaralar Yalan çıkan bildiğin tüm doğrular İşittiğin tüm kötü sözlerin yeri bile Çabuk iyileşir, o zaman Öper ve geçer.. Turgut Uyar.
1000Kitap
Bu kadar kokuşmuş sabah kuşağı programları, rezil diziler… İnsan ruhunu incelten değil, karartan; merhameti çoğaltmak yerine hoyratlığı sıradanlaştıran bu görüntülerle varılmak istenen yer hiç düşündürüyor mu bizi?.. Masumiyet unutulurken, suçun izi kalplerde siliniyor. Yaşanan acılar görünmez oluyor, bizler ise sadece izleyen ve konuşan tarafında kalıyoruz. Oysa hakikat, seyirlik bir şey değildir; insanın içinde uyanması gereken bir sızı, bir fark ediştir. Toplum olarak sadece korumakta değil, yön bulmakta da zorlanıyoruz. Çünkü yön, dışarıda değil; kalbin derinliğinde kaybedildi önce. Kalp kirlenince, akıl yolunu şaşırır; akıl şaşınca, insan zulmü bile sıradan görmeye başlar. Bu kadar cesaretli bir taşkınlık, bu kadar korkusuz bir hoyratlık bir anda doğmaz. İçte biriken merhametsizlik, zamanla taşar. En acısı da şu: Bu taşkınlığı alkışlayan, savunan seslerin çoğunun genç ve çocuk denecek yaşlardan gelmesi… Bu, sadece bir bozulma değil; bir unutuluş hâlidir. Dünya kötü bir yere gitmiyor belki de… İnsan, özünü unuttuğu yere doğru sürükleniyor. Ama her karanlığın içinde bir uyanış ihtimali vardır. İnsanı kurtaracak olan dışarıdaki düzen değil, içerdeki diriliştir. Kalp dirilirse, bakış değişir. Bakış değişirse, dünya değişir. Bu yüzden önce birbirimizi değil, kalplerimizi koruyalım. Aklımızı, merhametimizi, vicdanımızı diri tutalım. Masum olanı korumak, sadece bir görev değil; insan olmanın özüdür. Ve en başta… Geleceğin kalpleri olan çocukları koruyalım.
1000Kitap
“Seni izleyen kaderin görkemli heybetinden kaçamazsın.”
1000Kitap
Reklam