İnsan felaketleri ancak izleyebilir, kavrayamaz. Küçük, iğrenç bir
huzursuzluk uykuya dalmama engel oluyor. Traudel’in eve geleceği andan biraz
korkuyorum galiba. Sittin senedir birlikte yaşamamıza rağmen, bir başka insanın
varlığına aslında devamlı katlanamayacağını korkusundan kurtulamıyorum. Bu
aslında her şeyin özü zaten! Bir çamaşırhanenin yöneticisiyim ama aslında
bambaşka şeyler yapmak istiyorum. Büyük, pis bir kentte yaşıyorum ama aslında
bambaşka bir yerde olmak istiyorum. Traudel’le birlikte yaşıyorum ama
aslında... hayır, bu düşünceyi düşünmeye cesaret edemem. Oysa düşündüm bile.
Ve işte yine oluverdi: Bir felaketi anlamadan izlemek zorundayım.
Evliliğin beni çok kısıtlayacağını
söyledim, fiilen değil de ütopik olarak kısıtlayacaktı; ama ütopik bir kısıtlama
gerçek bir kısıtlamadan çok daha fenaydı. Sonra da evli kadınların kendilerini
daha güvende hissetmesinin tamamen bir hayal, hatta bir kuruntu olduğunu
söyledim. Evet, dedi Traudel, evli kadınların kendini güvende hissetmesi bir kuruntu.
Kadınlar hep daha da mutlu olmak ister, diyorum, huzur vermedikleri için
ellerindeki mutluluğu da kaybederler.
Bütün erkeklerin korkusu budur, diyor Traudel, kadının bir aşk nesnesi
olarak hiç değişmemesi gerekir.
Son yıllarda, neden bilmiyorum, gözlerimin
eskisine göre daha çabuk yaşardığı dikkatimden kaçmıyor. Ağlama nedenlerimin
çoğu çok eski yıllarda kaldı ve aslında ağlanacak bir şey de kalmadı (ya da
ağlayarak bitirildi); ama ağlama nedenlerim son zamanlarda güçlü bir biçimde
geri dönüyor, hatta yeni gözyaşlarına da yol açıyorlar. Gece sersemliğinin bir
yönü de insanın sık sık düşündüğü bir şeyi bir kez daha düşünmesi.
Bu saate bile böyle akıllı akıllı düşünmem sinirime dokunuyor biraz. Gerçekte, ben artık zeki falan olmak
istemiyorum; her şey çok gülünç, özellikle de geceleri.