Macaristan’daki ilk mutlu yıllar, savaş sonrası yoksulluk, yatılı okul dönemi,” çocukluğunun gümüş ipliği’nin kopuşu, Stalin’in ölümü, sürgün, lozan yılları, yeni bir ülke, ana dil ve düşman dil… Agota Christof bebeği ve kocasıyla 21 yaşında sığınmacı olarak yerleştiği İsviçre’de hiçbir zaman tam anlamıyla hakim olamayacağı, asla kendine ait kılamayacağı, ne yazabildiği ne de okuyabildiği düşman bir dille tanışır. Bundan böyle kendini bir halkın parçası hissedemediği gibi ötekilik hissini de her daim içinde taşır.