Bu hususta Sakir Daloğlu Hocafendi şöyle anlatmıştır.
"Efendi Hazretleri Türkiye'nin (o zamanda yaklaşık) kirk bin köyünde illa sohbet olmasın istiyordu, Onun için bir gün bana buyurdu ki "Bu kırk bin köyde birer vaaz edelim. Maksadımız Allah'ın rizası. Muhtar, imam, öğretmen köyün ileri gelenleri ile görüşülecek, icabın da müftüye uğranacak. Neticede 'Biz para istemiyoruz, bir partiden bahsetmiyoruz, sadece Allâh rızası için geldik.' diyeceğiz.
Efendi Hazretleri bu hususta:
'Mesela gittin bir köye, imamı ters buldun, muhtara gittin ama kahvede de olsa vaaza o da izin vermezse orada vaaz olmuş gibidir, orayı da işaretleyeceksiniz.' buyurdu. Biz gençliğimizde aşağı-yukarı on altı bin tane köy gezdik. Burada hep eski haritalar vardı, gittiğimiz yerleri onlara işleyip kaydediyorduk."
Çıktığı yolculuklarda tüm zorluklara rağmen tebliği terk etmiyor, sefer boyunca yanındakilere de örnek tavırları ile bazı usülleri öğretiyordu. Tebliğe verilmesi gereken önemi ve bu yüce vazifenin sevdirerek tatlı dille yapılmasını șöyle ifade ediyordu:
"Kapı kapı, köy köy gezmeli, emr-i bi'l-mâruf yapmalıdır. Millete iman, namaz anlatmalı."
"istanbuľ'un bütün evleri medrese olsa; emr-i bil-mâruf ve nehy- ani'l-münker olmasa bir değer ifade etmez."
"Allâh aşkına acıyın bu insanlara. Sel gibi cehenneme akıyorlar."
"Kızarsanız hiç adam kazanamazsınız. Kendi yakınlarına da öyle. Allâh-u Teâlâ, Firavun gibi şiddetli adam için Mûsâ (Aleyhisselâm)a: 'Yumuşak söyle.'" diyor. Velhasil çok yumuşak olalım. Yani bir insan kâfir olmadıkça ondan ümidi kesmeyelim.