Ebülhasan-üș Şazeli Hazretleri buyuruyor:
<Evliyadan bazları vardır ki, sadık müride, vefatindan sonra, hayattayken olduğundan daha fazla menfaat eriştirir. Yine evliyadan bazılarının, ruhâniyetleri vasıtasiyle ilâhi emirleri takib ve tatbik ettirdiği kimseler vardır. İsterse o veli, kabrinde meyyit olsun..
Kabrindeyken müridini yetiştirir. Müridi kabirden onun sesini ișitir. Nitekim Ebülhasan-ül Hırkanî, Şeyh Ebi Yezid Bestâmî` den bu șekilde feyz almıştır.,
Böylelerinin irşadi güneșin nuruna benzer. Kast ve iradeye bağlı olmaksızın bütün aleme feyz dağıtıcıdır. Hele kast ve iradesi eklenecek olursa.!..
Nakşibendî taifesinin böyle bir mürşide bağlılığı nisbet yoluyladır. Nisbeti aksetme suretiyle... Ve kaynak yoluyle.. Yakinlık ve uzaklıkta değişmez. Bu yolda faydalanma, muhabbet ve aksetme suretiyle ve kaynak bağıyla olduğundan, mürid, șeyhinin muhabbet alâkası ile saatten saate onun renk ve kıvamı içinde olgunlaşır.
Bu türlü faydalanma ve feyizlenmede, işin nasıl olduğunu bilmek șart değildir.
Kavunun güneş hararetiyle pişmesi gibi, sâlik, mürşidin terbiyesinde yavaş yavaș gelișir. Zamanla bu gelişme kemâle erer, Rahmânî nefsin üflenmesine istidat kazanır.
Güneşin terbiyesiyle pişen kavun, nasıl terbiyesinin nereden olduğunu bilmezse, mürid de kendi feyz menbâ ve mecrasıni bilemez. Bu hal, yola bağlanmadan cezbeye düşen sâliklerde gőrülür. Yoksa, cezbeleri yola bağlanışlarından sonra olanlar hallerini bilmek makamindadır.