Hemdem

Ruh mertebesinde insanın en büyük problemi cehl; yani Rabbini tanımadaki kusurudur. Kulluk ve benliği tanıma noktasındaki noksanıdır. Nasıl bedenî bir hastalık; vücüdumuzdaki herhangi bir arıza ve kusur bizim vücûdumuzu tam olarak kullanmamıza engel ise, bu yedi hastalık da ( ucub, kibir, riyâ, öfke, hased, mal sevgisi, makam sevgisi) bizim fazîletlere ulaşmamıza engeldir. Nasıl gözün görmemesi, elin tutmaması, ayaktaki bir aksaklık gibi bedenî hastalıklar dünyevî bazı kazançlara engel ise, aynı şekilde nefsânî hastalıklar da insanları, kötülüklere, kötü inançlara doğru sevk ederek mânevî âhiret kazancına engel olur. Bunların da mutlak sûrette iyileştirilmesi ve ıslahı gerekir. Bedenî hastalıklar insanı zararlı şeylere meylettirdiği gibi; nefsânî hastalıklar da insanları kötü inançlara doğru sevk eder. Riyazat ve mücâhede nefsin isteklerini kesmek içindir. Çünkü nefsin azgınlığının önüne geçmek ancak o sâyede olur.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Nefsin hastalıkları insanı cehenneme taşır ve helake götürür. Nefsin yedi önemli hastalığı vardır ki bunlar da cehennemin yedi kapısına mukabil kabul edilir. İnsan,nefsin bu yedi kapısını kapamadıkça cehennemin yedi kapısını kapatmış olmaz. Nefsin cehenneme açılan yedi kapısı şunlardır : Ucub ; kendini beğenme, Kibir; büyüklenme, kendini başkalarından daha büyük görme, Riyâ ; gösteriş yapma, güzel amel ve davranışlarını, hüsn-i halini ızhar ederek; Allah rızasından daha çok insanlar tarafından takdir edilmeyi bekleme ve alkış kaygısı taşıma, Gadap ; öfkelenme. Çünkü gadap olduğu zaman akıl baştan gider, Hased ; kıskançlık; taksîm-i ilâhîye râzı olmama, Hubb-i mal ; mal sevgisi, Hubb-i câh ; makam sevgisi.
İlahi aşkın en önemli özelliği insanın kalbine dert ekmesidir. O dert Allah derdi, kulluk derdi ve heyecandır.
Rasûlullah Efendimiz (sav)'in ashâbı, Allah ve Rasûlü'nün adı anıldığı zaman kalpleri âdetâ yerinden sökülür gibi küt küt attığı için onlar elleriyle sadırlarını; kalplerinin üstünü bastırmak lüzûmu hissederlerdi.
Ahir zamanın içinde, ahir zamandayız.