Hemdem

İnsan kendi nâkıs aklının tahmin ve zanlarıyla hareket ettiğinde, bazen doğru yaptığını düşünerek hatâlara sürüklenebilir. Bu yüzden hiçbir zaman Allah ve Rasûl'ünün önüne geçmemek, yani Kitap ve Sünnet'in apaçık hükümleri dururken "bana göre" dememek gerekir. Merhum Necip Fâzıl, Allah'a ve Rasûl'üne gösterilmesi gereken âşıkâne teslîmiyeti ne güzel ifade eder : Gözüm, aklım, fikrim var deme, hepsini öldür! Sana çöl gibi gelen, O göl diyorsa göldür! Akıl, ancak Kur'ân ve Sünnet'in muhtevâsı içinde bir kıymet ifade eder. Nitekim Mevlânâ Hazretleri de, aklın bütün şüphe ve istifhamlarını bir kenara atıp Allah ve Rasûl'üne kalben teslim olabilmenin ehemmiyetine dâir şöyle buyurmuştur: "Akıl, dünyevî işlerimizde başarılı olmasına rağmen, mâhiyeti îcâbı, hakikate, hikmete ve ilâhî esrâra, yani mârifetullâha vâsıl olmakta yetersiz kalır. Bu ulvî yolculuk için bir vâsıta gereklidir. O da gönüldür, aşktır, vecddir, istiğraktır. Akıl, Mustafa'ya kurban olsun! "
İstiğrak : Sâlikin ilâhî sevginin istilâsı altında kendisi ve maddî âlem hakkında hiçbir duygu, algı ve bilince sahip olmaması anlamında tasavvuf terimi.·Kitabı okuyor
Reklam
İslâm, aklımızın beğendiği tarafını alıp beğenmediği tarafını atabileceğimiz bir şey değildir; İslâm bir bütündür. Onu bütünüyle kabul ve tasdik etmeyen hiç kimse mü'min olamaz. İman tecezzi kabul etmez, yani cüzlere/parçalara bölünemez; o ancak bir bütün olarak geçerlidir. Kur'ân'ın tamamını inkâr etmekle bir hükmünü inkâr etmek arasında, kişinin düşeceği âkıbet bakımından bir fark yoktur. Her iki durum da kişiyi îmânından eder.
Allah'ın rızasına uygun bir kulluk hayatı için, dini kendimize göre yorumlamaktan, aklımıza yatanı yapıp, işimize gelmeyeni terk etmekten kaçınmalıyız. "Nefsim yorulmasın, ten rahatım bozulmasın" dercesine, keyfimize göre bir müslümanlık anlayı şı geliştirmekten sakınmalıyız.
Peygamber Efendimiz'e hürmette kusur edenler (kim olurlarsa olsunlar) "câhil" ve "aklı ermeyen" kimselerdir. (el-Hucurat, 4) Mü'min dâimâ Kitap ve Sünnet'i kendisine kıstas almalı, kendi görüş ve ölçülerini Kitap ve Sünnet'ten öncelikli görme gaflet ve cür'etine düşmemek için şu ilâhî îkâzı bir hayat düstûru edinmelidir: "Ey îmân edenler! Allah'ın ve Rasûl'ünün önüne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir." (el-Hucurât, 1) Âyet-i kerîmelerde bildirilen "Allah ve Rasûlü'nün önüne geçmemek, Peygamber sesinin üstüne ses yükseltmemek" gibi edepler, aynı zamanda Efendimiz'e nasıl tâbî olmamız gerektiğinin de bir telkînidir. Yani bir mü'min, herhangi bir hususta nebevi bir talimat varken, bunu göz ardı ederek kendi görüş ve kanaatini asla ön plana çıkarmamalıdır. Kendi arzu ve menfaatine uymasa bile, Allah ve Rasûl'ünün emirlerinde dâimâ rahmet, hikmet, bereket ve hayır olduğuna inanıp ona göre hareket etmelidir.
Reklam