İnsan kendi nâkıs aklının tahmin ve zanlarıyla hareket ettiğinde, bazen doğru yaptığını düşünerek hatâlara sürüklenebilir. Bu yüzden hiçbir zaman Allah ve Rasûl'ünün önüne geçmemek, yani Kitap ve Sünnet'in apaçık hükümleri dururken "bana göre" dememek gerekir.
Merhum Necip Fâzıl, Allah'a ve Rasûl'üne gösterilmesi gereken âşıkâne teslîmiyeti ne güzel ifade eder :
Gözüm, aklım, fikrim var deme, hepsini öldür! Sana çöl gibi gelen, O göl diyorsa göldür!
Akıl, ancak Kur'ân ve Sünnet'in muhtevâsı içinde bir kıymet ifade eder. Nitekim Mevlânâ Hazretleri de, aklın bütün şüphe ve istifhamlarını bir kenara atıp Allah ve Rasûl'üne kalben teslim olabilmenin ehemmiyetine dâir şöyle buyurmuştur:
"Akıl, dünyevî işlerimizde başarılı olmasına rağmen, mâhiyeti îcâbı, hakikate, hikmete ve ilâhî esrâra, yani mârifetullâha vâsıl olmakta yetersiz kalır. Bu ulvî yolculuk için bir vâsıta gereklidir. O da gönüldür, aşktır, vecddir, istiğraktır. Akıl, Mustafa'ya kurban olsun! "