Muhammed fatih

Muhammed fatih
@Canpolat92
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ iman edenler Allah´tan korkun ve doğrularla sadıklarla beraber olun. (Tevbe : 119)
ARİFLERİN İNFAKA VERDİĞİ ÖNEM Feridüddin Attar [kuddise sırruhû], tasavvuf yolunun büyüklerinden Cüneyd-i Bağdadî'nin [kuddise sırruhû], kendisinden feyz almak için sohbet halkasına katılmak isteyenlere malını mülkünü dağıtmasını şart koştuğunu nakleder. Tasavvuf ehlinin nefse ve dünyaya karşı arzularını azaltıp Allah Teâlâ'ya ve ahirete rağbetlerini artırmaları çok önemlidir. Tasavvuf yolunun esaslarını anlatan eserinde İmam Kuşeyrî [kuddise sırruhû] cömertliğin dereceleri olan sehâ (cömertlik), cûd (el açıklığı) ve isâr (başkalarını nefsine tercih etmek) hakkında şöyle demektedir: "Hak dostlarının cömertlik ahlakında ilk mertebe sehâdır. Her kim ki elindeki imkânlarının birazını verir ve biraz da kendine bırakırsa o kimse sehâ sahibidir. Her kim ki elindekinin çoğunu verir; kendisi için az bir şey bırakırsa, işte bu kimse de cûd sahibidir. Her kim ki verme hususunda başkasını kendi nefsine tercih ederse, işte o kimse isâr sahibidir."
Sayfa 26 - Serhend dergisi·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Altun Silsile Alaeddin Haznevi [kuddise sirruhu], babası Şeyh Ahmed el-Haznevi'nin [kuddise sirruhu] dinî ilimleri öğrenmeye ve âlime verdiği önemi şöyle anlatıyor: Şeyh Ahmed el-Haznevi hazretlerinin nazarında yapılacak en önemli iş, ilim tahsil etmek için çaba göstermekti. Bize de daima ilim tahsilini tavsiye ve teşvik ederdi. İlim öğrenmekten alıkoymasın diye benim ve kardeşimin başka işlerde hizmet etmemizi ömrümüz boyunca istemedi. Genellikle işleri kendisi yapar, düzene koyar, ilim tahsilinde gevşekliğe yol açmasın diye bizim yapmamızı istemezdi. O işleri Hz. Ali'ye (radıyallahu anh) nispet edilen şu sözü çokça söylerdi: "Dünyayı isteyen kimse ilim okusun, ahireti isteyen ilim okusun, her ikisini de isteyen yine ilim okusun."
Sayfa 22 - Serhend dergisi·Kitabı okudu
Yusuf Hemedani uzun boylu, kır sakallı, zayıf bir insandı. Daima yünden ve pamuktan elbise giyerdi. Selman-ı Farisi'nin asası ile Sungur köyünde idi. Hanesinde hasır, keçe, ibrik, iki yastık ve döşeklerden başka bir şeyi yoktu. Fakr sahibi olmak eğilimiyle dünya işlerine ve dünyalığa önem vermez, sultanlar ve zenginlerin evlerine gitmezdi. Eline geçenleri müsaade eder, kimsenin sadakasını kabul etmezdi. Altın ve gümüş kullanmaz, fakirlere zenginlerden daha fazla itibar ederdi. Yetmiş beş sene mücerret (bekâr) yaşadıktan sonra evlenir ve saliha bir hanım olan eşi de kendisinden kırk gün önce vefat etmiştir. Muhataplarına çok iltifat eder, halim ve merhametli davranırdı. Konukları ve kendi bölgelerindeki diğer dervişlerin daimi sohbet arkadaşı idi. Her ay başı hallerini sorardı. Semerkant mollalarını dergahına davet ederek şeriat sohbeti yapardı. Sohbetlerinde daima çehar-ı yar-ı güzinin menkıbe ve faziletlerinden bahsederdi. İslam'ın bütün esaslarını tevilsiz kabul etmezdi ve daima riyazet ve mücahede halinde bulunurdu Hz. Resulullah ve ashabın yolundan gitmeyi, riyazet ve namaz, oruç, zikir konusunda hassas olmalarını müritlerine tavsiye ederdi. Ağzından hiçbir kötü söz akmazdı. Ehl-i kıbleden kimseyi tekfir ettiği de görülmemiştir. Kalben zikrederken nefsini hapsettiğinden zikir sırasında çok terlerdi. Her gün bir miktar Kur'an-ı Kerim okumaya büyük önem verirdi. Kalbi bütün mahlukat için derin bir muhabbetle doluydu. Herkese karşı saygı ve muhabbet gösterir, Hristiyan, ateşperest demeden bütün komşu evlerine giderek İslam'ın yüceliğini anlatır, Hakka davet ederdi. Dünyevi her sıkıntıya sabır gösterir, tahammül ederdi. Akıllara ve yaralara ilaç yapar, herkesin derdine derman olmaya çalışırdı. Herkese İslam'ın faziletlerini anlatmaktan çekinmez, daima irşat ile
Sayfa 210·Kitabı okudu
O vakit, maksadını yalnızca erlere değil, hatunlara da açın. Bil ki er kişi mum ise, hatun ateşidir; er kişi ay ise hatun güneşidir; er mekânı aydınlatsa, hatun cihanı aydınlatır. "Değil mi ki anadır..." dedi ve konduğu sağ omzundan kanatlanıp, uçuverdi süt beyazı kumru. Ahmed'in gözü bir kez daha o karanlık gecede ay gibi parlayan kuşa takıldı. Kanadını çırpa çırpa, nazlı nazlı süzüldü ve gitti. Bakışlarını semadan henüz indirmeden, Pir getirmişti Bacran'a. Sonra Ayas'ı arayacaktı. "Hatunun fikri hatunlardı burada." "Ve dedi ki: Size emri Sam'ı biliyorum. Onlara anlatın ananın sözünü. Demeyin sanız fahişe. Ba'al'ı anın bir kez." "Peki ya sen kimsin ey garip?" diyecekti ki karşısındaki yaşlı adamı göremedi Ahmed. Bir sağına bir soluna bakındı. Şaşkındı. Zira yoktu adam. Arasa da bulamayacağını anladı. Sonra o adamı ilk gördüğü anda söylediği bir cümle düştü zihnine.
Sayfa 152 - Nesil yayınları·Kitabı okudu
"Gayrı bir değilsin Ahmed," dedi yaşlı adam. "Yârin var, yaranın var, yolun var, yoldaşın var. Lakin bil ki, bu ateşten gömlektir. Yakar, lakin yanmaz. Ama bu yolda sana eş olan, bil ki hak yolda da sana eş olacaktır. İnsan tek yaşayamaz ki. Kardeşe kardeş gerektir, yalnıza bir eş gerektir: eş odur ki yolda yoldaş olsun, sırda sırdaş olsun. Belki de o sebeple çift çift yaratmıştır Yaradan. Her yarıma tam gerektir."
Sayfa 154 - Nesil yayınları·Kitabı okudu