Yusuf Hemedani uzun boylu, kır sakallı, zayıf bir insandı. Daima yünden ve pamuktan elbise giyerdi. Selman-ı Farisi'nin asası ile Sungur köyünde idi. Hanesinde hasır, keçe, ibrik, iki yastık ve döşeklerden başka bir şeyi yoktu. Fakr sahibi olmak eğilimiyle dünya işlerine ve dünyalığa önem vermez, sultanlar ve zenginlerin evlerine gitmezdi. Eline geçenleri müsaade eder, kimsenin sadakasını kabul etmezdi. Altın ve gümüş kullanmaz, fakirlere zenginlerden daha fazla itibar ederdi. Yetmiş beş sene mücerret (bekâr) yaşadıktan sonra evlenir ve saliha bir hanım olan eşi de kendisinden kırk gün önce vefat etmiştir.
Muhataplarına çok iltifat eder, halim ve merhametli davranırdı. Konukları ve kendi bölgelerindeki diğer dervişlerin daimi sohbet arkadaşı idi. Her ay başı hallerini sorardı. Semerkant mollalarını dergahına davet ederek şeriat sohbeti yapardı. Sohbetlerinde daima çehar-ı yar-ı güzinin menkıbe ve faziletlerinden bahsederdi. İslam'ın bütün esaslarını tevilsiz kabul etmezdi ve daima riyazet ve mücahede halinde bulunurdu Hz. Resulullah ve ashabın yolundan gitmeyi, riyazet ve namaz, oruç, zikir konusunda hassas olmalarını müritlerine tavsiye ederdi. Ağzından hiçbir kötü söz akmazdı. Ehl-i kıbleden kimseyi tekfir ettiği de görülmemiştir. Kalben zikrederken nefsini hapsettiğinden zikir sırasında çok terlerdi. Her gün bir miktar Kur'an-ı Kerim okumaya büyük önem verirdi.
Kalbi bütün mahlukat için derin bir muhabbetle doluydu. Herkese karşı saygı ve muhabbet gösterir, Hristiyan, ateşperest demeden bütün komşu evlerine giderek İslam'ın yüceliğini anlatır, Hakka davet ederdi. Dünyevi her sıkıntıya sabır gösterir, tahammül ederdi. Akıllara ve yaralara ilaç yapar, herkesin derdine derman olmaya çalışırdı. Herkese İslam'ın faziletlerini anlatmaktan çekinmez, daima irşat ile