Hikayenin ortasında ortağı vurulup dibi gördükten sonra saçı sakalı koyup ıssıza kapanan eski polis gibi; kan kardeşi denizde kaybolunca kendini şaraba veren, kayıkçı kahvesinde ömür tüketen Cüneyt Arkın gibiydim.
Yalnızlık, seçtiğim bir hal değil, ellerimle tırnaklarımla tutunmaya çalışıp tepetaklak, yara bere içinde yuvarlandığım, suyu çekilmiş, eski bir kuyuydu. Susuz olduğu için kimseler gelip geçmiyordu yanından.