Her şeyin farkındaydı Pembe. İdam kararı çoktan verilmişti, ipi kimin çekeceği de belliydi. Hep böyle olmaz mıydı? Ailenin en küçüğünün omuzlarına yıkılırdı namus lekesini temizlemek.
Ağabeyini duymamış gibi, "Hem belki kocasıyla da barışır"
diye devam etti Yusuf. "Çocuğuna sahip çıkar adam."
"Ne kocası oğlum, nikah bile kıymamış herif" diye kabaca güldü Nevzat. "Kapının önüne koymuş işte adam... Bu durumda kararımızı uygulamaktan başka çaremiz yok." "Cinayet bu! Yapamazsınız!" diyerek ağlamaya başladı Yusuf.
"Biz yapmayacağız zaten" diye susturdu Nusret. "Sen yapacaksın!"
‘’Ne! Deli misiniz siz? Nasıl yaparım böyle bir şeyi? Nasıl
kıyarım ablama?’’
'’Zor oldu bu kararı vermek, ama mecburduk. Yüzümüzü kara etti bacımız, elalemin yüzüne bakacak yüz bırakmadı
hiçbirimizde. Evden kaçtı, kocaya gitti güya. Defterden silelim gitsin dedik... Yaptıkları yetmezmiş gibi, nikahsız yaşadığı heriften peydahladığı piçle kapımıza dayandı. Olacak iş mi bu?"
Söylediklerinin Yusuf üzerindeki etkisini ölçmek ister gibi duraklayıp kaldığı yerden devam etti. "İffetsizliğin tek bir cezası var töremizde: Ölüm! Evet, bu kız ölecek, başka yolu yok!’’
‘’Hayır'’ diye haykırdı Yusuf. ‘’Çok ağır bir ceza bu, ölmeyi hak etmiyor ablam. Hayır!’’