Amok Koşucusu, bir insanın nasıl yavaş yavaş kendinden vazgeçtiğini anlatıyor.
Bir suçun değil, taşınamayan bir yükün hikâyesi bu.
Bu kitapta kimse gerçekten kötü değil.
Ama herkes biraz geç kalmış.
Zweig şunu hatırlatıyor:
İnsan bazen yaptığıyla değil, yapamadıklarıyla yıkılır.
Sustuklarıyla, erteledikleriyle, korktuklarıyla…
Bir insanı kaybetmek için terk etmek gerekmez.
Bazen anlamamak yeterlidir.
Kimi tutkularına yeniliyor,
kimi gururuna,
kimi alışkanlıklarına…
Kimi de sadece sessiz kalmayı seçiyor.
Bazı yıkımlar bağırarak olmaz.
Sessizlikle olur.
Gurur insanı ayakta tutmaz;
bazen yavaş yavaş yalnız bırakır.
İnsan bazen kalpsiz olduğu için değil,
düşünmediği için kırar.
Ve bazı kitaplar bittiğinde insan şunu düşünür:
Keşke daha önce anlayabilseydik.