Anlamlı bir yaşamın olsun istiyorsan bildiğini düşündüğün her şeyin doğruluğunu denetlemelisin.
İnsanlar cahillikten ancak şüphe sayesinde kurtulurlar. Çünkü bildiğini sanmak, hiç bilmemekten daha koyu cehalettir. Şüphe ettiğinde, kendi bilgilerinin sağlamasını yapma imkânın doğar.
Yoksa ondan bundan duydukların, karmaşık ve anlamsız bir biçimde Üst üste dizilmiş bilgi yığını olarak kalır.
Bir iddia, herkes tarafından söyleniyor diye doğru olmaz. Sevdiğin biri söylüyor diye de bir iddia doğru olmaz.
Iddialar doğru olsalar bile bunlar delil teşkil etmezler.
Bir iddia duyduğunda, hemen kabul veya reddetme yoluna gitme, bilgilerin anlamsız bir yığından farklı olsun istiyorsan, delilleri kendin sorgula ve sorularının üstüne git.
Yeterince delili yoksa, bir iddianın doğruluğuna nasıl inanacaksın?
Doğruluğuna inandığın diğer iddialarla bağlantılarını kur, onlarla kıyasla, tecrübelerine müracaat et. Bilen insanlara sor, değerlendirmeler yap.
Afrika'da insanların giyecek ayakkabısı yok. Sen burada bindiğin arabanın vergisi yüksek diye şikâyet ediyorsun!
Eğer arabaya ödenen verginin yüksek olması, Afrika'daki insanlara ayakkabı sunacak olsaydı, bu iddia ciddiye alinabilirdi. Ancak bir yerde yaşanan yoklukla başka bir yerde yaşanan vergi adaletsizliği arasında nasıl bir bağlantı olabilir? İddia sahibi, Afrika'da insanların muhtaç olduğunu ileri sürerek, yüksek vergi ödesen bile haline şükret, demek istemektedir. Oysa, sahip olduklarının kıymetini bilmek ve şükretmek, hatalı uygulamalara itiraz etmeye engel değildir.
Kendi doğrularını savunmak , kimseye başkalarını dayatma yapma hakkını tanımaz.
Başkaları bizim açıkça gördüğümüz gerçekleri görmüyor dahi olsalar, onları doğruları en güzel şekilde anlatmaktan yol yoktur.
Bireyci insan için kendi benliğinin istek ve ihtiyaçlarından daha önemli hiçbir şey yoktur.
Toplum, ahlâk,tarih,bilim,din gibi değerlere,sadece kendi istek ve çıkarlarına uygun olduğu kadar sahip çıkar.