"... Vaktiyle sizi olduğunuz gibi yapan koşullar çoktan değişti. Ama bu demek değildir ki sizler de aynı hızla değişebilirsiniz. Sosyal bir sınıfın temeli yıkıldığı halde kendisinin aynı kaldığı ilk defa görülmüyor. Hayat şartları değişir ama bir sınıf insan ne ise öyle kalır. Çünkü ancak böyle kalmakla yaşayabilir ve yine böyle kalarak, ölür."
"Sen, sapanı öküzlerin önüne koyuyorsun!... diye bağırdı. Her çeşit dert ve sefalet içinde bocalayan Balkan köylüsü ile hiç bir yerde ve hiç bir durumda sağlam ve sürekli iki devlet örgütü kurulamaz. Bağımsız devletlerin kurulması için gerekli olan koşullar, ancak, sömürülen sınıfların, köylü ve işçinin, yani çoğunluğun önceden iktisadi bir özgürlüğe kavuşması ile sağlanabilir. İzlenecek yolun tabiî seyri işte budur. Bunun tersi değil!... Onun için millî kurtuluş ve birlik ancak sosyal durumu düzeltmek ve kurtarmakla olabilir. Yoksa, köylü, işçi ve küçük burjuvazi, yeni politik kuruluşa öldürücü, bulaşıcı bir hastalık gibi, fakirlikleriyle, esaret duygularını da birlikte getirir. Öte yandan da azınlıkta olan sömürücüler ise asalak, gerici görüşle antisosyal hislerini katarlar ki, bununla ne sürekli bir devlet, ne de sağlam bir topluluk kurulabilir."
"Başka adamların, başka ırkların, başka çağlarda ve başka ülkelerde yüz yıllar boyunca yaptıkları çabalar sayesinde, hayatları pahasına, hattâ hayatlarından da değerli fedakârlık ve feragatlar pahasına yaratmayı ve elde etmeyi başardıkları şeylerin hepsi, kaderin tehlikeli bir hediyesi veya rastlantı ile ele geçen bir miras gibi şimdi önlerine serilmiş bulunuyordu. Bu, insana inanılmaz, tuhaf bir şey gibi geliyordu, ama gerçekti. Ferdin ya da toplumun ahlâk kurallarının uzaklara, cinayet sınırlarına kadar dayandığı bu bunalım yıllarında, her grubun, her ferdin bütün bunları serbestçe kabul ya da reddettiği bir dünyada gençliklerini diledikleri gibi harcayabiliyorlardı... İsteklerini söyleyebiliyor, her şey üzerine serbestçe, ölçüsüzce yargıda bulunabiliyor, istediklerini söylemeye cesaret edebiliyorlardı. Bir çokları için bu sözler hakaret yerine geçiyordu. O, atalardan kalma duygularını, kahramanlık ve şöhret, zulüm ve yıkıcılık duygularını tahmin ediyordu. Hem de bir şeyler yapmaya, söylediklerinin sorumluluğunu taşımak zorunda olmadan."
"Önemli olanı insanın kazandığı zamanı hesap etmek değil, o zamanı nasıl harcadığını bilmektir, diyordu. Eğer bu zaman kötülük yapmaya harcanırsa onu iktisat etmek bin kere hayırlı olur. Gene önemli olanı bir insanın çabuk gitmesi değil, nereye gittiğini ve ne yapmaya gittiğini bilmesidir ... "
"... O zamana kadar gizli kapaklı yollarla tadılan zevkler, şimdi açıkça satın alınabiliyordu. Ve bu... onların çekicilik gücünü de, onları arayanların sayısını da çoğaltıyordu.
Eskiden erişilmez, uzak ve pahalı olan şeyler... kanunların ve geleneklerin yasak ettikleri şeyler... artık paralı ve kurnaz olan her kişi için erişilir bir hale gelmişti."